ust

Anasayfa Salavat Hayatı Nükteleri Yazılar Şiirler Fotoğraflar Kitaplar Ses e Kitap Ziyaretçi Linkler @ Mail English
 
 
Günün Kitabı

 

Yaşayan Kur'an

 
EDİTÖRDEN SEÇMELER

Mevlid-i Nebi

En Sevgili

İlk Hutbe

Salât, Salavât (I)

Peygamberimiz okuma yazma biliyor muydu?

O, bir nurdu

Hacerü'l-Esved cennetten mi geldi?

Medine-i Münevvere

Anlat bize Uhud

Sevdim seni

O'nu Yaşamak

Seviyoruz seni

Levlake hadisi

Hoş geldin Efendim
Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam
Mirac'iye
Adalet Peygamberi(s.a.v)’ne…
Efendimiz'i rüyada görmek
Peygamberimizle bir saat konuşmak

Mekke Medine Fotoğrafları

Peygambere bağlılık

  Ellerimiz elinizdedir efendim

24 saati nasıl geçerdi

Selam Sana Ey nebi

  Kutlu bir çocukluk hatırası
Resulüm  
Kutlu olsun
Ey Nebi
Efendimizi Sevmek
Selam sana Peygamberim
Sevgililer Sevgilisisin MUHAMMED
Peygamber Efendimiz'in Bir Günü
 Peygambere Sevgi ve Saygı
 Muhammed'i Çok Özledim
Makam-ı Mahmud nedir?
Nur-u Muhammed Olmadan Asla
Gül Medeniyetinin Müstesna Gülü
Adı Güzel Muhammed
Ey Güzel
Canım Efendim
Senin aşkın

Muhammed Mustafa SAV

İnsan ve Peygamber olarak Hz. Muhammed

5.4.2006- Yeni Şafak Gazetesi

İSMAİL ÖZCAN

İlahiyatçı-Yazar

 

Hz. Muhammed (s.a.v.), ideal insanın, olması gereken insanın temsilcisidir, modelidir. Bütün insanî faziletleri nefsinde toplayan, hiçbir insanın olamayacağı kadar insanî kusurlardan uzak bir şahsiyettir. Böyle olduğu içindir ki, Allah (c.c.) onu bütün insanlığa ahlak ve fazilet örneği olarak göstermiştir (Kur'an, Ahzab s. 21).

AHLAKIN SOMUTLAŞMIŞ ÖRNEĞİ

O, ahlâkın somutlaşmış hâlidir. Bunun en önemli göstergesi dürüstlüğü, hakşinaslığı ve güvenilir olmasıdır. Yüzyıllardır insanların kendilerinde bulunup bulunmadığına bakmadan hep başkalarında aradığı bu erdemler, Hz. Muhammed (s.a.v.)'le özdeşleşmiş, ondan ayrı düşünülemez olmuştu.

İşte bu sebeple o, yalnızca yakınlarının, dostlarının, mü'minlerin değil; kendisini tanıyan, kendisiyle bir alışverişi olan herkesin güvenini kazanmıştı. Zamanının Yahudileri ve Hıristiyanları da bu güveni duyanlar arasındaydı. Müşrikler (putperestler) onun peygamberliğini kabul etmemekle beraber dürüstlüğünü, güvenilirliğini tartışma konusu yapmıyorlardı. Hak ve adalet anlayışından şüphe etmiyorlardı. Çünkü o herkese eşit davranır, kimseyi kayırmaz, kimseye zenginliğine, mevkiine, toplumsal statüsüne göre farklı muamele yapmazdı. Müşriklerin önde gelenlerinin bir bölümü biraz da bu sebeple, yani Müslüman oldukları takdirde halktan biriyle aynı seviyede tutulmak endişesiyle İslam'a direniyorlardı. Halbuki o Yüce Peygamber'in gözünde insan olarak herkesin onuru aynıydı. Huzurundaki herkesi kim olursa olsun sayar, kimseye karşı ayaklarını uzatarak oturmazdı. Hakka aykırı konuşmadıkça kimsenin sözünü kesmezdi.

Hz. Muhammed (s.a.v.); şefkat, merhamet, cömertlik, hoşgörü... gibi, bilinen, tanınan her türlü erdemin de en yetkin temsilcisiydi. Yine Allah (c.c.) ve mü'minler tarafından yüzyıllardır sadece onun şanını, şerefini, seçkinliğini ifade etmek için kullanılan, bundan sonra da hep kullanılacak olan birçok sıfat ve pâye vardır: Rahmeten li'l-âlemîn (âlemlere rahmet olan), Hâtemü'n-nebiyyîn (peygamberlerin sonuncusu), Sultanü'l-enbiya (peygamberlerin sultanı), Seyyidü'l- mürselîn (bütün peygamberlerin efendisi), Seyyidü'l- kevneyn (dünya ve ahiretin efendisi), Resûlü's- sekaleyn (insanların ve cinlerin peygamberi), Kân-ı irfan (irfan kaynağı), Kân-ı kerem (cömertlik pınarı) bu sıfat ve payelerdendir.

 

HZ. PEYGAMBER'E SALAT VE SELAMIN ÖNEMİ

Birçok kimse, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in adı anıldığı zaman söylenen "Sallallahü aleyhi vesellem" (Allah'ın rahmeti ve esenliği o peygambere olsun) şeklindeki kısa dua ifadesini; keyfî, geleneklerden kaynaklanan bir kalıp söz sanırlar. Halbuki bu ifade, Yüce Allah'ın kitabında yer alan bir emirdir. Bu emir mealen şöyledir: "Muhakkak ki Allah ve melekler, peygambere salât ederler (onun için iyilik ve rahmet dilerler), o halde ey inananlar siz de ona rahmet ve en samimi şekilde esenlik dileyin" (Kur'an, Ahzab s. 56).

Buna göre her Müslüman'a ömründe bir defa Hz. Muhammed'e salât ve selam getirmesi (Sallallahü aleyhi vesellem demesi) farzdır. Bunun dışında Peygamber'in adı her anıldığında bu ifadenin söylenmesinin vacip olduğunu söyleyen Müslüman bilginler vardır. Ama Muhammed adının her anıldığında Sallallahü aleyhi vesellem demenin müstehap olduğunda bütün İslam alimleri müttefiktir. Yüce Yaratıcı'nın bu ölçüde iltifatına mazhar olan bir başka insan ve peygamber yoktur.

Bu olağanüstü iltifatlara muhatap olan o yüce insanın kişisel davranışları da doğal olarak çok farklıydı. Bütün hareketleri; oturması, kalkması, yürümesi... bir ölçü ve ahenk yansıtırdı. Bir meclise vardığında baş köşeye geçmez, meclisin sonunda da olsa boş bulduğu yere oturur ve herkese de böyle yapmasını tavsiye ederdi. Bağırarak konuşmaz, kahkaha atarak gülmezdi. Hasılı onun her davranışı bir ölçü ve ılımlılık arz ederdi.

 

SIRADIŞILIĞININ TANIKLARI

Eskinin bir şairi, "Muhammed bir insandır, ama her insan gibi bir insan değildir. Onun durumu; yakutun, özünde bir taş olduğu halde diğer taşlardan farklı ve üstün oluşu gibidir" diyor ve Hz. Muhammed'in farkını çok iyi ifade ediyor.

Onun (s.a.v.) farkıyla, sıra dışılığıyla ilgili olarak bir gerçeği ayrıca not edelim:

Yeryüzünde hiçbir insanın hayatı Hz. Muhammed (s.a.v.)'inki kadar detaylı bilinmemektedir. Bir peygamber olarak bütün sözleri, işleri, davranışları tespit edildiği gibi; peygamberlik dışı hayatı da yemesine, içmesine, oturup kalkmasına, gülüp eğlenmesine kadar gözlenmiş ve kayıtlara geçirilmiştir. Onun hayatı kadar hakkında çok şey bilinen, onun hayatı kadar hakkında kitap yazılan hiç kimse yoktur. Yine dünyanın en güzel övgüleri onun için yapılmış, en güzel sözler onun için söylenmiştir. Onu övenlerin, yüceltenlerin sadece Müslümanlar olduğu sanılmamalıdır. Yüzyıllardır birçok gayrimüslim devlet adamı, düşünür, yazar da ona çok samimi övgüler düzmüş, hayranlık ifade etmiştir. İslam dünyasında yazılan naatların, mevlitlerin, methiyelerin ise sayısı bilinmemektedir. Ruhlara bu kadar hükmetmiş, sevenlerinin gönüllerine bu ölçüde taht kurmuş bir başka şahsiyet daha gösterilemez. "İnsanların büyüklüğünü ne ile ölçerlerse ölçsünler; dünyada hiçbir insan ondan daha büyük olamaz" diyen Fransız tarihçi A. de La Martine (1790-1869) evrensel bir gerçeği ifade etmiştir.

 
 

Günün Kitabı

 

Yaşayan Kur'an