|
Hz. Peygamber’in hayatına, sünnetine, hadislerine
nüfuz ettikçe onu ‘incelikler Peygamberi’ şeklinde tarif ettiğimizde, edeb
isteyen için, hangi zamanda ve zeminde yaşıyor olursa olsun, ‘en güzel örnek’
olarak Hz. Peygamber’in sünneti yeterlidir.
Müslüman toplumların ve İslâm medeniyetinin
tarihine dair en özenli Batılı çalışmaların belki de başında gelen İslâm’ın
Serüveni’nde Marshall G.S. Hodgson, bir kavramsal ayrım yapar: ‘İslâmî’ ve
‘İslâmîleşmiş.’
Hodgson, bu tasnifiyle saf, katışıksız bir şekilde
İslâmî olan ile önceden var olduğu halde ‘İslâmîleşen’ kurum, durum ve değerleri
ayrıştırır.
Meselâ Bizans’ın veya Sâsânî’nin saray kültürü,
özünde ‘İslâmî’ bir şey değildir. Kur’ân’ın mü’minlerden istediği, Hz.
Peygamber’in (a.s.m.) hayatıyla gösterdiği yaşama biçiminin bu saray kültürü
olduğu söylenemez.
Bununla birlikte, Bizans’ın ve Sâsânî’nin saray
kültürü, özellikle Emevîlerle birlikte Müslümanları da etkilemiş; öte taraftan
Müslümanlar bu kültürü kendi değerleriyle harmanlayarak ‘İslâmîleştirmiş’lerdir.
Böylece, ‘İslâmî’ olmayan ama ‘İslâmîleşmiş’ bir
dizi unsur çıkmıştır hayat sahnesine.
Yazının devamı |