Hz. Muhammed’in (asm) ilk muhatapları sevgi ve
şefkatten yoksun, her türlü ahlâksızlığı ve kötülüğü
“iyilik” kılıfıyla işleyen, zalim, gaddar bir
toplumdu. Zulmü kahramanlık olarak gören,
çocuklarını sevip okşamayan, kız çocuklarını diri
diri toprağa gömen insanların sevgi dolu, şefkatli
ve merhametli olduğunu söylemek mümkün değildir.
Acaba onlar neden böyleydi? Çünkü onlar, şefkati ve
rahmeti sonsuz Bir Allah’a inanmıyorlardı. Sorulduğu
zaman inandıklarını iddia ettikleri Allah’a,
elleriyle yaptıkları cansız, duygusuz, kalpsiz,
katı, şefkatsiz, merhametsiz putları ortak
koşuyorlardı. Bu yüzden taptıkları putların
katılığı, duygusuzluğu onlara da sirayet etmiş, taş
gibi kas katı bir yüreğe sahip olmuşlardı. Eğer öyle
olmasaydı, “insanlara zulmetmeyene zulmedilir” diye
şiirlerinde yazmazlardı.1
İşte Hz. Muhammed'in (asm) ilk muhatapları böyle,
kalpleri taşlaşmış, sevgiden ve merhametten nasibini
almamış insanlardı. Cenab-ı Hak, Peygamberimizi o
cahiliye toplumuna, bütün insanlara ve aleme “rahmet
peygamberi” olarak göndermiştir. Cenab-ı Hak
Kur’ân’da, “Biz ancak seni alemlere rahmet olarak
gönderdik”2 buyuruyor. Rahmet kelimesi şefkat
anlamına geliyor. Bu da, sevgi, merhamet, acımak,
affetmek, yumuşak davranmak, korumak gibi mânâları
içine alıyor. Peygamberimizin (asm) şefkati sözde
kalan bir şefkat olmamıştır. O, “merhamet etmeyene
merhamet edilmez” buyururken, kendisi de insanların
en merhametlisi, en şefkatlisi olmuştur. Her konuda
olduğu gibi şefkat konusunda o bütün insanlar ve
cinler için en güzel örnektir. Bu yüzden onun yüksek
şefkat ve merhametinin izlerini, her hareketinde ve
davranışında görebiliriz. O, bu şefkati sayesinde
insanları maddi ve manevi tehlikelerden, dünyevi ve
uhrevi tehlikelerden korumak için canını feda
edercesine çalışmıştır.
“Alemlere rahmetsin”
Hz. Muhammed (asm) efendimizin ahlâkının Kur’ân ahlâkı olduğunu biliyoruz. Cenab-ı Hakk sonsuz bir şefkat ve merhamete sahiptir. Bunun en yüksek ve şaşaalı tecellisini Hz. Muhammed’de (asm) görüyoruz. Allah ona “Alemlere rahmetsin” demiş, o da bu rahmeti, bu şefkati en güzel şekilde sergilemiştir. Cenab-ı Hak ona, “affa sarıl, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir”3 buyurmuş, o da şefkatin en yüksek bir tecellisi olarak yüksek af ahlâkına sahip olmuş, cahillerden yüz çevirmiştir. Zaten şefkatin en önemli yönünü de af, hilm, müsamaha, sevgi oluşturuyor. Çünkü o yüksek şefkat sırrıyla insanları ebedî helaketten kurtarmak için çalışmıştır. İmansızlıktan, şirkten kurtarmak için çalışmıştır. Bunun için de onların yaptıkları yanlışlıkları görmezden gelmiş, affetmiştir. Bu yüzden etrafındaki insanlara olabildiğince yumuşak davranmıştır.
Peygamberimiz (asm) şahsına yapılan hakaretleri
intikam alma gücüne sahip olmasına rağmen çoğu kez
affetmiştir. Örneğin Hayber gününde Bilal’in
elbisesi içinde toplanan gümüşleri taksim ediyordu.
Adamın birisi: “Ey Allah’ın Resulü! Taksimatını
adaletle yap” dedi. Resul-ü Ekrem, “Yazık sana. Eğer
ben adalet etmezsem, kim adalet edebilir? O zaman bu
hususta ziyan etmiş olurum… Binaenaleyh, nasıl
adalet etmezmişim?” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer,
“Bu adam münafıktır. Bırak da boynunu vurayım” diye
ayağa kalktı. Bunun üzerine Resul-ü Ekrem, “Allah
korusun, artık insanlar bunu dillerine dolar.
Muhammed kendi adamlarını öldürtüyor, derler”
buyurdu.4
Hz. Muhammed (asm) o kadar şefkat ve merhamet sahibi
idi ki, kendisini öldürmek isteyen bir adamı, onu
öldürme fırsatı eline geçtiği halde öldürmemiş ve
affetmişti. Aynı şekilde kendisini öldürmek kastıyla
yemeğine zehir katan bir kadını bile affetmişti.5
Mekke’nin fethi onun yüksek şefkat ve merhametinin en güzel tablolarından birisini oluşturur. Kendisini doğduğu yurttan çıkaran Mekkeli müşrikler, üstelik de ona her türlü eza ve cefayı yapmışlardı.Medine’ye göçtüğü halde yine peşlerini bırakmamış, her defasında Müslümanları yok etmek için savaş açmışlardı. İlerleyen senelerde Kabe’yi bile ziyaret etmesine izini vermemişlerdi. Ama o yüksek şefkat ve merhamete bakınız ki, Mekke fethedildikten sonra, Mekkelilere sormuştu: “Benden nasıl bir muamele bekliyorsunuz?” Hepsi birden cevap verdi: “Sen kerimsin. Senden ancak kerem beklenir.” O da “Bugün size kınama yoktur. Allah sizi bağışlasın. O Erhamürrahimin’dir”6 buyurdu.
O herkese şefkatle davranıyordu. Cahiliye toplumu çocuklarına şefkat göstermezlerdi. Onları öpmezlerdi. Akra b. Habis, Allah Resulünün Hasan ve Hüseyin’i kucağına alıp sevdiğini görünce, “Benim on çocuğum var; daha hiçbirini öpmüş değilim” dedi. Bunun üzerine şöyle cevap verdi: “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.”7 Bu konuda o şefkat ve merhamet peygamberi (asm), “Siz yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin”8 buyurmaktadır.
Hilm sahibi Peygamberimiz (asm)
Onun şefkatinin tezahürlerinden birisi de, hilm sahibi olması, yani yumuşak huylu olmasıydı. Eğer o yumuşak huylu olmasaydı, İslamı tebliğde bu kadar başarılı olamazdı. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyrulur: “O vakit, Allah’tan bir rahmet, bir şefkat ile onlara yumuşak davrandın. Şayet sen, kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.Şu halde onları affet; bağışlanmalı için dua et. Umuma ait işlerde onlara danış.Artık kararını verdiğin zaman da Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah kendisine tevekkül edenleri sever.”9 Bu ayet, Uhud savaşından sonra nazil olmuştu. Peygamberimiz (asm) meşveret ile Uhud mevkiinde düşmanla savaşmaya karar vermişti. Fakat okçular tepesindeki bir grup sahabe, peygamberimizin emrini beklemeden galip gelindi zannıyla yerlerini terk etmişler ve bu durum Müslümanların mağlubiyetine sebebiyet vermişti. Ayet bütün bu olup bitenlere rağmen Peygamberimizin (asm) hilmini, yumuşak huyluluğunu övüyor. Onları affetmesini, onlar için dua etmesini istiyor.
Hz. Enes, yedi seni onun hizmetini görmüştü. O Hz. Muhammed’in bir defa bile kendisini azarlamadığını söylüyor.10 O değil insanlara, zararsız hayvanlara bile şefkatli davranmamın, hem affa hem de cehennemden kurtulmaya vesile olacağını beyan ediyor.11
Sonuç: Hz. Muhammed'in (asm) şefkatini birkaç satırda anlatmak mümkün değildir. Müslümanlara saldırılmadığı müddetçe herkesle iyi geçinmeyi, herkese şefkatle davranmayı şiar edinmiştir. O hadsiz şefkatiyle insanları irşad etmiş, insanların menfaatleri için bütün gücünü sarf etmiş, manevi yaralarımızı getirdiği hükümler ve sünnetiyle tedavi etmiş şefkati yüksek bir peygamberdir. Onun getirdiği hükümlerden yüz çevirmek, onun sünnetinden uzaklaşmak onun şefkatini suçlamak anlamına gelir.12 Bu yüzden onun bu şefkatinden faydalanmak, şefkatli bir insan olmak için elimizden gelen gayreti göstermeliyiz.
Dipnotlar:
1- El İskenderî vd, el Mufassal fî
Tarihi’l-Edebi’l-Arabî, s.83.
2- El Enbiya, 21/107.
3- Araf, 7/199.
4- Gazali, İhyay-ı Ulumuddin, Çev: Ahmet Serdaroğlu,
Bedr Yayınevi, İstanbul, 1975, II, 890.
5- Gazali, a.g.e,II,890-891.
6- İbn-i Hişam, Sire, IV, 55.
7- Buhari, Edeb, 18.
8- Tirmizi, Birr, 16.
9- Al-i İmran,3/159.
10- Şiblî, Mevlana, Asr-ı Saadet, çev:Ömer Rıza
Doğrul, İstanbul, 1974, II,s.110.
11- Buhari,Musakat,9, Edeb, 18; Ebdu Davud,
Cihad:45;Müslim, Hac:9.
12- Nursi, Said, Lemalar, s.49-50.