Muhammed Mustafa SAV

Anasayfa e Kitap Hayatı Fotoğraflar Kitaplar Linkler Ses Nükteleri Şiirler Yazılar Ziyaretçi Salavat English @ Mail
Hz. Muhammed'in Ümmîliği

Hz. Muhammed'in Ümmîliği

Prof. Dr. Vecdi Akyüz

11.4.2006- Yeni Şafak Gazetesi

"Vecdi Bey, Kutlu Doğum Haftası nedeniyle kaleme aldığınız 7.4.2006 tarihli yazınızda, zikrettiğiniz A'raf 158. ayette Ümmiyy kavramına, "okuma yazması olmayan" şeklinde anlam verilmiş. Bu konuda yapılmış değerlendirmeleri biliyoruz ama, okuyucuların "Allah Rasülü'nü" doğru tanımaları bakımından, Ümmiyy-Nebiyy-Rasül bileşik anlamlarını da ayrı saymadan, ümmiyy kavramı hakkında bir açıklama yapar mısınız? (Ümmiyy: okuma yazma bilmeyen anlamından daha çok, mevcut dinlerden hiçbirine tâbi olmayan, onların kitaplarınını okumayı ve yazmayı bilmeyen anlamında olduğunu hatırlamak gerekir. Bugünkü okur-yazarlık ile, o günkü ümmiyy kavramı arasında da bir bağ ve benzerlik yoktur. Tıpkı, o zamanki Kitap sahipleri ile, Kitapçı dükkanındaki kitap sahipleri arasında bir benzerlik olmadığı gibi) İnsanlar, Kutlu Doğum Haftası nedeniyle, Salât ve Selâm olası Peygamberimiz'i, Allahın tanıttığı gibi tanısınlar. Selâmlar." (Mahmut ÖZDEMİR)

Ümmî Peygamber

Hz.Muhammed'in (s.a.) Kur'an-ı Kerim'de belirtilen bir özelliği ümmî-nebî bir rasul oluşudur. Genelde okuma-yazma bilmeyen şeklinde anlaşılan "ümmî" sıfatı, aslında okuma-yazma yoluyla elde edilen/kitabî bilgileri bilmeyen, mevcut dinlerden hiçbirine tâbi olmayan, dolayısıyla onların kutsal kitaplarını okumayı ve yazmayı bilmeyen anlamındadır. Kendilerine Allah tarafından ilâhî kitap verilmemiş kavimlere de ümmî denir. Hz.Muhammed (s.a.) de, kavminden bazıları gibi, Câhiliye dönemi Araplarının dinlerinden hiçbirini benimsememiş ve ilgi duymamıştı, kutsal kitapların içeriklerinden habersizdi. Nitekim bu husus, şöyle belirtiliyor: "Kitapsız/kitapla ilgisiz (ümmî) kimseler arasından, kendilerine âyetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir Peygamber gönderen O'dur. Onlar, daha önce, şüphesiz apaçık bir sapıklık içinde idiler. Onlardan başkalarına da -ki henüz onlara katılmamışlardır- Kitap ve hikmeti öğretmek üzere, Peygamber'i gönderen Allah'tır. O, güçlüdür, Hakîm'dir. Bu, Allah'ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah, büyük lütuf sahibidir." (Cuma, 62/2. Ayrıca bk. Ali İmran, 3/20) Şu halde, Hz.Muhammed'in (s.a.) gerek Kur'an'la, gerekse geçmiş vahiylerle ilgili bütün bilgisi, sadece ilâhî vahiyden kaynaklanan bir bilgidir. (Furkan, 25/5)

Bu ilâhî kaynaklı bilgi, Hz.Muhammed'in (s.a.) iletisinin de en büyük doğruluk ve inanılırlık güvencesidir: "Sana Kitap'ı böylece indirdik; işte, kendilerine Kitap verdiklerimiz ona inanırlar; bunlardan da ona inanan bulunur. Ayetlerimizi ancak inkârcılar bile bile tanımazlar. Sen daha önce bir kitaptan okumuş ve elinle de onu yazmış değildin. Öyle olsaydı, bâtıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi. Hayır; Kur'an, kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde yerleşen apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi, zalimlerden başka kimse, bile bile inkâr etmez." (Ankebut, 29/48)

Ümmî Peygambere Bağlılık

Kendi ilâhî kitaplarında müjdesi bulunan Hz.Muhammed'e (s.a.) Yüce Allah tarafından verilen bilgi, önceki dinlerdeki bazı özellikleri ortadan kaldırıcı niteliktedir. "Allah: 'Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim her şeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekât verenlere, âyetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, ümmî peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, iyi/uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helâl, pis/murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nûra uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir' dedi." (Araf, 7/157)

Öyleyse, Allah'a ve onun bütün insanlar için gönderdiği ümmî peygambere inanmak, doğruya ermenin biricik yoludur: "De ki: Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, O'ndan başka tanrı bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın, hepiniz için gönderdiği peygamberiyim. Allah'a ve ümmî ve haber getiren peygamberine -ki o da Allah'a ve sözlerine inanmıştır- inanın; ona uyun ki doğru yolu bulasınız." (A'raf, 7/158) Çünkü bu ilâhî bilgi, bizzat peygamberin bile doğru yolda oluşunun güvencesidir: "Eğer sana Allah'ın bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, onlardan birtakımı seni sapıtmaya çalışırdı. Halbuki onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar, sana da bir zarar veremezler. Allah sana Kitap ve hikmet indirmiş, sana bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın sana olan nimeti ne büyüktür." (Nisa, 4/113) Yüce Allah'ın böyle bir peygamber göndermesi, sapıklık içindekileri doğruya eriştiren en büyük iyiliktir: "And olsun ki Allah, inananlara, âyetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitap ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir peygamber göndermekle iyilikte bulunmuştur. Halbuki onlar, önceleri apaçık sapıklıkta idiler. (Ali İmran, 3/164)

Vecdi Akyüz