Ayet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde dünya hayatının faniliğine, geçiciliğine, değersizliğine bir hayli yer verilmiştir. Şayet hadisler topulca nazara alınarak değerlendirilirse asıl hedefin, dünyanın gerçek mahiyetinin anlaşılması, inananların zihinlerinde, yaşayışlarında dünya-ahiret dengesinin kurulması olduğu anlaşılır. Bu husus bir hadis-i şerifte gayet açık olarak şöyle dile getirilir: "Sizin en hayırlınız, ahiret için dünyasını, dünyası için de ahiretini terketmeyip, her ikisinden de nasibini alandır. Çünkü dünya, ahiret hayatı için bir vesiledir." (Keşfü'l-Hafa, 1:393.)
Dünya hayatının sevilmemesi gereken tarafı da ayet-i kerimede şöyle ifade edilir:
"Onlar ki, dünya hayatını severler, dünyayı ahirete tercih ederler ve Allah yolundan yüz çevirirler." (İbrahim Süresi, 2.)
Görülüyor ki, dünya hayatının ve dünyanın kaçınılması ve sevilmemesi gereken tarafı, Allah'ın zikrine, Allah yolunda çalışmaya engel olan ahirete ait vazifeleri unutturan tarafıdır. Bununla beraber dünyanın bir yüzü de Cenab- ı Hakk' ın isimlerinin aynası ve tecelli ettiği yerdir. Diğer bir yüzü de "ahiretin tarlası" oluşudur.
Bediüzzaman Said Nurs1, Sözler isimli eserinde, dünyanın üç yüzünden ve üç cephesinden bahseder.
Bunlardan birincisi, Cenab-ı Hakk'ın isimlerinin tecelli yeridir. Onun sanatının nakışlarını, birliğini ve yüceliğini gösterir. Dünya, bu yönüyle nefret edilmeye değil, sevilmeye layıktır. İnsanın asıl vazifesi de bu yüzünü görüp, Rabbinin büyüklüğünü idrak edip, tanımak ve ibadet etmektir.
İkincisine gelince, ahiret hayatına bakar. Oranın tarlasıdır. Dünya tarlasına ekilen tohumların meyveleri ahirette görülecek ve inananlar ancak dünya hayatındaki gayret ve çalışmaları ile cennete layık olacaklardır . Dünyanın bu yüzü de kötülenmeye, nefret edilmeye değil, sevgiye layıktır.
Üçüncüsü ise insanın kötü olan arzu ve heveslerine bakar. Dünya hayatı, bu yönüyle dünyaperestler için bir oyun ve eğlenceden ibarettir. İşte bu yüz çirkindir, pistir ve nefret edilmeye müstehaktır. Ayet ve hadislerde kötülenmiş geçiciliği ve değersizliği ifade edilmiş olan dünya budur. Şu ikazları her zaman hatırlamakta fayda vardır : "Elbette en bahtiyar odur ki, dünya için ahiretini unutmasın, ahiretini dünyaya feda etmesin; hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviyesi için bozmasın; malayani [manasız, boş] şeylerle ömrünü telef etmesin; kendini misafir telakki edip, misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin; selametle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin."
(Mektubat, s. 108.)

168-
İbn Ömer {r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Rasulullah omuzumdan tuttu ve "Dünyada kendini misafir ve yolcu gibi kabul et ve kendini kabirde bulunanlar arasında say" buyurdu.
İbn Ömer de (r.a.) şöyle der:
Akşam erişince, sabaha kavuşmaya mutlak gözüyle bakma. Sabaha kavuştuğunda da akşama ulaşmayı bekleme. Sağlıklı olduğun zaman hastalık vakti için; hayatta iken de ölüm için hazırlık yapmaya bak.
(Buharı, Rekaik: 3; Tirmiz1, Zühd: 25; İbn Mace, Zühd: 3; Müsned, 2: 24.)
169-
Ebu Ubeyde (r.a.) Bahreyn'den bir hayli mal getirmişti. Sahabilerden bazıları da bu malın etrafında toplanmışlardı. Bunun üzerine Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:
"Vallahi, ben artık sizin fakirliğe düşmenizden korkmuyorum. Ancak ben, sizden önceki milletlerin dünya nimetleri önlerine serildiği gibi, size de bol bol ikram edilerek, tıpkı onların bu nimetleri elde etmek hususunda birbirlerine düşerek yarış etmesi gibi, sizin de birbirinize düşmenizden ve sonunda onların helak olması gibi, sizin de helak olmanızdan korkuyorum."
(Buhari, Cizye: 1; Müslim, Zühd: 6; İbn Mace, Fiten: 18; Tirmizl, Kıyame : 28.)
170-
Ebu Hüreyre (r.a.), Peygamberimizin (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Dünya mü'minin zindanı, kafirin de cennetidir."
{Müslim, Zühd: 1; İbn Mace, Zühd: 3; Tirmizl, Zühd: 16.)
Dünya hayatında kafir ne kadar nimetlere sahip olursa olsun, inançsızlığından dolayı mü'minlere nisbeten huzursuz ve bedbaht; mü'minler ise ne kadar yoksulluk içinde olurlarsa olsunlar, imandan gelen bir huzurla, inançsızlardan daha fazla mesut ve bahtiyardırlar . Çünkü, iman bir cennet çekirdeğini, küfür ve inançsızlık ise bir cehennem tohumunu bünyesinde taşır.
Hadisteki benzetme ise ahiret hayatı noktasındandır. Yani, mü'min cennetin sonsuz nimetlerine ve saadetine mazhar olduğu için, dünya hayatında ne kadar konfor içinde olursa olsun, bir nevi dünya hayatında hapishanede; kafir de cehenneme müstehak olduğu için, dünyada en aşağı derecede nimetlere bile mazhar olsa, bir nevi cennet hayatında olmuş olur.
Müstevrid bin Şeddad (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Rasulullah (a.s.m.), bir kafile ile birlikte bir koyun ölüsüne rastlamıştı. O kafile içinde ben de bulunuyordum. Rasulullah (a.s.m.) koyun leşini görünce, "Sahiplerinin bunu ancak değersizliğinden ve kıymetsizliğinden dolayı buraya attığını biliyorsunuz değil mi?" diye sordu.
Orada bulunanlar, "Elbette, değersizliğinden, bir işe yaramayacağından dolayı atmışlardır ya Rasulallah" diye cevap verdiler.
Bunun üzerine Rasulullah, "İşte, şu hayvan ölüsü, sahibi için ne kadar değersiz ve pis ise, dünya da Allah katında o kadar pis ve değersizdir" buyurdu.
(İbn Mace, Zühd: 3; Tirmizl, Zühd: 13; Müslim, Zühd: 2.)
Sehl bin Sa'd (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet
ediyor: " Eğer dünyanın Cenab-ı Hakk'ın yanında bir sinek kanadı kadar
değeri olsaydı, kafire ondan bir yudum su bile içirmezdi."
{Tirmizl, Zühd: 13; İbn Mace, Zühd: 3.)
Bediüzzaman Said Nursi'nin yorumuna göre bu hadiste, "herkesin kısacık
ömrüne yerleşen hususi dünyası " ile ebedi, sonsuz hayatın kıyaslaması
yapılmıştır. Dünya hayatının değersizliği ve geçiciliği; ahiret hayatının ise
ehemmiyeti ve sonsuzluğu dile getirilmiştir. Yoksa, hadiste geçen izahta da
yer aldığı gibi, dünya iki yüzü (Allah ' ın isimlerine tecelli yeri ve ahiretin tarlası)
olması itibarıyla değerlidir ve kıymetlidir. (Daha fazla bilgi için bkz. Sözler,
24; s. 445.)
Ebu Zer (r.a.) Rasulullah ' ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Dünyaya ehemmiyet vermemek, bir kimsenin kendisine helal olan şeyleri
yasaklaması ve dünya malını lüzumsuz yere harcayıp atması değildir.
Gerçek manada dünyadan yüz çevirmek, Allah ' ın katında bulunan nimetlere
kendi elinde bulunanlardan daha fazla güvenmektir. Musibete maruz kalınca
da sevabını düşünerek, musibete uğramayı uğramamaya üstün tutarak
adeta onu arzulamaktır. "
(İbn Mace, Zühd: 1; Tirmizi, Zühd: 29.)
Hz, Müstevrid'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m.)
şöyle buyurmuştur:
"Ahiret hayatına nisbeten dünya hayatı, birinizin parmağını denize daldırması
gibi bir şeydir. Parmağını denize daldıran baksın bakalım, ne kadar
su vardır parmağında?"
(Tirmizl, Zühd: 15.)
Ebu Hüreyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Dikkat ediniz, Allah'ı zikre ve ibadete götüren, alim ve ilim öğrenenlerin
dışında, dünya ve dünyada bulunan her şey lanetlenmiştir. Allah katında
makbul değildir."
176-
(Tirmiz1, Zühd: 14; İbn Mace, Zühd: 3; Darimi, Mukaddime: 32.)
Ebu Zer'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Hiç şüphesiz ki, dünyada malı çok olanlar, ahirette sevabı az olanlardır.
Ancak, Allah'ın kendisine mal verip de, o malı sağına, soluna, önüne, arkasına
saçan ve onu hayır ve hasenatta sarf edenler müstesnadır."
(Buhar!, Rikak: 13; Müslim, Zekat: 33.)
Ebu Hüreyre'nin (r.a.) rivayetine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurur:
"Kendisine ikram edildiğinde memnun olan, edilmediği zaman şikayet
eden; altının, gümüşün, kadifenin ve pahalı elbiselerin kölesi olan kimse,
helak olmuştur."
(Buharı, Rikak: 10: İbn Mace, Zühd: 8.)
~ '~
Ka'b bin lyad (r.a.) Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet
etmiştir:
"Her ümmetin bir fitnesi [bir imtihan sebebi] vardır. Benim ümmetimin
fitnesi de dünya malıdır."
(Tirmizl. Zühd: 26.)
Muttarif'ın (r.a.) babası, Peygamberimizin yanına vardığında, Rasulullah
(a.s.m.), "Birçok şeye-mala, evlada-sahip olmakla böbürlenmek, kişiyi
Allah'a itaatten alıkoyar" buyurdu.
Daha sonra da sözüne şöyle devam etti:
"İnsanoğlu 'Malım, malım!' der. Fakat, ey insanoğlu! Senin malının, yiyip
tükettiğinden, giyip eskittiğinden veya sadaka olarak verdiğinden öte sana
bir faydası var mı?"
(Müslim, Zühd: 3; Tirmiz1, Zühd: 31.)
Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m, ) şöyle
buyurmuştur:
"Yaşlı kimsenin kalbi iki şeyi arzu etmek hususunda gençtir: uzun ömür
ve çok mal."
(Tirmizl, Zühd: 28.)
Ebu Said' den (r.a.) rivayet edilmiştir:
Hz. Peygamber (a.s.m.), "Sizin için en çok korktuğum şey, Allah'ın sizin
için topraktan çıkarmış olduğu bereketlerdir" buyurdu.
Rasulullah'a (a.s.m.), "Toprağın bereketleri nelerdir?" diye soruldu.
Raslllullah (a.s.m.), "Dünyanın güzellikleridir" diye cevap verdi.
Bunun üzerine orada bulunan birisi, "Hiç hayır, şer getirir mi?" diye sordu.
Hz. Peygamber (a.s.m.) cevap vermeyip sustu. Hatta kendisine vahiy nazil
olacak sandık. Bir müddet sonra alnını sildi ve "O soruyu soran nerede?"
dedi. O zat, "Benim, işte buradayım" dedi.
Raslll-i Ekrem (a.s.m.):
"Hayır, ancak hayır getirir. Şu dünya malı taze ve tatlıdır. Yağmurun yeşertip
bitirdiği her şey insana şj.şkinlik vererek ya öldürür veya ölüme yaklaştırır.
Ancak bitki ile beslenen hayvanlar böyle değildir. Çünkü onlar yerler,
yerler; karınları şişince güneşe çıkarlar ve karınlarındakini çıkarıp ikinci defa
yerler. Dünya malı gerçekten tatlıdır. Kim onu helal bir şekilde elde eder ve
onun zekatını vererek hayırda harcarsa, sahibinin Allah rızasına nail olması
için, ne güzel bir vesile olur! Ve her kim onu haramdan kazanırsa, yiyip de
doymayan birisine benzer."
(Buharı, Rikak: 7; Müslim, Zekat: 122.)
Hz. Abdullah (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Hz. Peygamber (a.s.m.), "Hanginiz mirasçının malını kendi malından daha
çok sever?" diye sordu.
Orada bulunanlar, "Aramızda kendi malını daha çok sevmeyen kimse
yoktur" diye cevap verdiler.
Rasulullah (a.s.m.), "İnsanın kendi malı, hayır hasenat için hazırladığı;
mirasçının malı da geride bıraktığı malıdır" buyurdu.
(Buhar!, Rikak: 12; Neseı, Cesaya: 1.)
İbn Ömer (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Kendimize ait bir kulübeyi tamir ederken Hz. Peygamber (a.s.m.) bize
uğradı ve "Bu nedir?" diye sordu.
"Bizim kulübemiz. Onu tamir ediyoruz" dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
"Ölüm için hazırlanmayı bu kulübeyi tamir etmekten daha öne almalısınız.
"
(Ebu Davud, Edeb: 57; Tirmizi, Zühd: 25; İbn Mace, Zühd: 13.)
Enes (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Hz, Peygamber (a.s.m.), kapısının üzerine yüksekçe bir kubbe yapan Ensardan
birine (evine) uğradı ve "Bu nedir?" diye sordu. "Bu falana aittir" dediler.
Rasfılullah (a.s.m.), "Böyle gereksiz yere harcanan her mal, Kıyamet Günü,
sahibi aleyhine bir vebaldir" buyurdu.
Bu haber, kubbeyi yapan zata ulaştığında, onu yıktı. Bir müddet sonra
yine oradan geçen Peygamberimiz (a.s.m.) kubbeyi göremeyince, ona ne
olduğunu sordu.
"Sahibi sizin sözünüzü duyunca yıktı" dediler. Peygamberimiz (a.s.m.)
şöyle buyurdu:
"Allah o adama merhamet etsin, Allah o adama merhamet etsin."
(İbn Mace, Zühd: 13.)
Mıkdam bin Ma'dikerb (r.a.), Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu
rivayet etmiştir:
"İnsanoğlu, midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır. İnsana kendisini
ayakta tutacak birkaç lokma yeter. Eğer nefsine hakim olamayıp daha
fazla yemek isterse, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe ayırsın.
Üçte birini de rahat nefes olmak için boş bıraksın."
(Tirmizi, Zühd: 47; İbn Mace, Et'ıme: 50.)
186-
Ebu Hüreyre {r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Rasfılullah (a.s.m.), "Benden kim şu sözleri alır, öğrenir ve onları hayatında
tatbik eder veyahut tatbik edecek birisine öğretir?" diye sordu. "Ben,
ya Rasfılallah!" diye cevap verdim. Bunun üzerine Rasfılullah (a.s.m.) elimden
tuttu ve şu beş şeyi saydı:
"Haramlardan sakın ki, insanlar arasında en çok ibadet eden biri olasın.
Kısmetine razı ol ki, insanların en zengini olasın. Komşularına iyi davran ki,
tam bir mü'min olasın. Kendin için arzuladığını insanlar için de iste ki, tam
bir Müslüman olasın. Çok gülme! Çünkü çok gülmek kalbi katılaştırır, karartır.
"
(Tirmiz1, Zühd: 2; İbn Mace, Zühd: 19; Müsned, 6:310.)
Hz. Enes'in (r.a.) rivayetine göre Hz. Peygamber (a.s.m.) "Allahım, beni
yoksul olarak yaşat, yoksul olarak canımı al ve Kıyamette, beni yoksullarla
birlikte haşret" diye dua etmişti. Bunun üzerine Hz. Aişe (r.anha), "Niçin, ya
Rasulallah?" diye sordu. Rasulullah (a.s.m.) cevaben şöyle buyurdu: "Çünkü
onlar zenginlerden kırk yıl önce cennete gireceklerdir, ey Aişe! Yoksulları
sev, onlara yakınlık göster. Eğer böyle yaparsan, Allah da Kıyamet Günü
sana yakın olur."
(Tirmiz1, Zühd: 37; İbn Mace, Zühd: 7.)
Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle
buyurmuştur:
"Sizler Cenab-ı Hakk'ın insanlara ihsan ettiği dünya nimetleri bakımından,
sizden daha aşağı durumdakilere bakınız. Çünkü böyle davranmanız,
Allah'ın nimetlerini küçümsememek için daha uygundur."
(Müslim, Zühd: 9; Tirmiz1, Libas: 38; İbn Mace, Zühd: 9.)
189-
Ebu Hüreyre'nin (r.a.) rivayetine göre Rasulullah şöyle buyurmuştur:
"Zenginlik mal çokluğu değildir . Asıl zenginlik gönül zenginliğidir."
(Buharı, Rikak:l5; Müslim, Zekat: 120; Tirmizl, Zühd:40; İbn Mace, Zühd: 9.)
190-
Ebu Ümame'den (r.a.) riifayet edildiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m.)
şöyle buyurmuştur:
Rabbim benim için Mekke dağlarından birini altına çevireceğini söyledi.
Ben 'Hayır, istemiyorum, ya Rabbi! Ben, bir gün aç, bir gün tok (yahut üç
gün aç, üç gün tok) olmayı isterim ki, aç olduğum zaman Sana niyazda bulunup
Seni zikredeyim. Tok olduğum zaman da Sana şükredip hamd edeyim'
dedim."
(Tirmiz1, Zühd: 35.)
Hz. Osman bin Affan (r.a.) Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu
rivayet etmiştir:
"İnsanoğlunun şu üç şeyden başkasına gerçek manada ihtiyacı yoktur:
oturacağı evi, mahrem yerlerini örtecek elbisesi, ekmek ve su."
(Tirmiz1, Zühd: 30.)
192-
Abdullah bin Mes'fıd'dan (r.a.) şöyle rivayet edilir:
Hz. Peygamber (a.s.m.) bir dörtgen yaptı ve ortasından da dışa doğru çıkan
bir çizgi çekti. Bu ortadaki çizgiye yan taraflardan birkaç kısa çizgi daha
çektikten sonra şöyle buyurdu:
"Bu, [dörtgenin içindeki çizgi] insan. Bu da, [dörtgen] onu kuşatmış [yahut
sarmış] olan ecelidir. Dörtgenin dışında bulunan çizgi de onun arzularıdır.
Şu küçücük çizgiler ise insanın başına gelen hastalık, fakirlik ve musibet
gibi hallerdir. Bu çizgilerden biri olmazsa diğeri mutlaka insanoğlunu yakalar."
(Buharı, Rikak: 4; Tirmizı, Kıyame: 22; İbn Mace, Zühd: 27.)
193-
Hz. Aişe (r.anha) rivayet etmiştir:
Hz. Aişe, Urve'ye, "Ey kız kardeşimin oğlu, iki ay zarfında üç hilal görürdük
de Rasulullah'ın (a.s.m.) odalarında ateş yanmazdı" dedi.
Urve, "Öyle ise, teyze, nasıl geçiniyordunuz?"
Hz. Aişe, "İki siyah şeyle: hurma ve su. Ancak Rasulullah' ın (a.s.m.) Ensardan
sağmal hayvanları olan komşuları vardı. Rasulullah ' a (a.s.m.) ikram
ederlerdi. O da bize içirirdi" diye cevap verdi.
(Buhar!, Rikak: 18; Müslim, Zühd: 28; Tirmizl, Kıyame: 34.)
194-
Ebu Ümame'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasfılullah (a.s.m.) şöyle
buyurmuştur: __
"Nazarımda, dostlarımın en çok gıpta edileni; çoluk çocuğu az, namazdan
nasibini alan, Rabbine samimiyetle ibadet eden, yalnız olduğu zamanlarda
dahi Rabbine itaatten ayrılmayan, insanlar arasında parmakla gösterilecek
kadar şöhreti bulunmayan, geçimine yetecek kadar imkanı olup buna
sabreden kimsedir."
Rasfılullah (a.s.m.) daha sonra, elini kaldırarak şöyle buyurdu:
"Böyle birisinin ölümü çabuk, arkasından ağlayanları ve geride bıraktığı
mirası da azdır."
(Tirmizı, Zühd: 35.)
Hz. Aişe (r.anha) şöyle rivayet etmiştir:
Muhammed'in (a.s.m.) aile efradı, kendisi Medine'ye teşrif edişinden vefatına
kadar, üst üste üç gece buğday ekmeğinden doya doya yememiştir.
(Buharı, Rikak: 17; Müslim, Zühd: 20; İbn Mace, Et'ıme : 48.)
196-
İmran bin Husayn (r.a.), Rasfılullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet
etmiştir:
"Cennet bana gösterildi. Bir de baktım ki, cennetliklerin çoğunu fakirler
teşkil ediyordu. Daha sonra cehennem gösterildi. Bir de ne göreyim; cehennemliklerin
çoğu kadındır."
(Buhar!, Rikak: 16; Tirmizl, Cehennem: 11.)
197-
Abdullah bin Amr (r.a.), Rasfılullah ' ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet
etmiştir:
"Ancak geçimine yetecek kadar rızkı olan ve Allah'ın kendisine kanaat
nasip ettiği Müslüman kurtuluşa ermiştir."
(Tirmizl, Zühd: 35; Müslim, Zekat: 25.)
Hz. Aişe (r.a.), Rasfılullah'ın (a.s.m.) kendisine şöyle buyurduğunu rivayet
etmiştir:
"Ey Aişe! Eğer bana kavuşmak istiyorsan, dünya nimetlerinden bir yolcunun
taşıyabileceği kadar bir azıkla yetin. Zenginlerle birlikte olmaktan sakın
ve bir elbiseyi yamayıp giymedikçe, eskidi diye çıkarıp atma."
(Tirmizl, Libas: 38.)
199-
Ubeydullah bin Muhsin el-Ensar! (r.a.), Rasfılullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu
rivayet etmiştir:
"Hayatından emin, sağlığı yerinde ve günlük geçimini temin eden bir kişiye
, bütün dünya verilmiş gibidir."
(Tirmizl, Zühd: 34; İbn Mace, Zühd: 9.)
İbn Ömer'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasfılullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Allah'ı anmanın dışında fazla konuşmayın. Çünkü Allah'ı hatıra getirmeden
çok konuşmak kalbi katılaştırır. Allah'ın rahmetinden en uzak insan
ise kalbi katı insandır."
(Tirmizl, Zühd: 61.)
Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasfılullah (a.s.m.) şöyle
buyurmuştur:
"Şüphesiz bir kul, bazen fazla düşünmeden Cenab-ı Hakk'ın hoşnut olacağı
öyle iyi bir söz söyler ki, Allah onunla derecesini yükseltir. Ve yine kul,
hiç düşünmeden Cenab-ı Hakk'ın hoşlanmadığı öyle bir söz söyler ki, bununla
cehennemi boylar."
(Buharı, Rikak: 23; Tirmizl, Zühd: 12; İbn Mace, Fiten: 12.)
Hz. Abdullah' dan (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir:
Peygamberimiz (a.s.m.) bir hasır üzerinde uyumuştu. Kalktığında mübarek
vücudunda hasır izleri vardı.
106 •!• K Ü T Ü B - İ S İ T T E ' D E N S E Ç M E H A D İ S L E R
"Ya Raslllallah, sana yumuşak bir yatak alsaydık" dedik.
Rasulullah (a.s.m.) cevaben, "Dünya benim neyime? Benim dünya ile
alakam, ağaç altında biraz gölgelenip, sonra da kalkıp giden bir yolcuya
benzer" buyurdu.
(Tirmizt, Zühd: 44; İbn Mace, Zühd: 3.)
Ebu Hüreyre' den (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir:
Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah'a yemin ediyorum; öyle
zamanlar olurdu ki, açlığın şiddetinden karnımı yere yapıştırırdım. Bazen de
açlıktan karnıma taş bağlardım.
Yine böyle bir gün, Sahabllerin geçtikleri yol üzerinde oturmuştum. Ebu
Bekir (r.a.) uğradı. Ona, Allah ' ın kitabından bir ayet sordum. Beni ahi?. evine
götürür ve karnımı doyurur diye bekledim. Götürmedi. Sonra Omer
(r.a.) geçti. Ona da bir ayet hakkında fikrini sordum. Maksadım, karnımı doyurmasıydı.
O da benim açlığımın farkına varamayıp geçip gitti. Daha sonra
Ebu ' l-Kasım (a.s.m.) geldi. Beni görünce gülümsedi ve yüzümden durumumu
anladı.
"Ey Ebu Hüreyre!" dedi.
"Buyur, ya Rasulallah!" dedim.
" Peşimden gel" buyurdu.
Ben de kendisini takip ettim. Rasulullah (a.s.m.) evine girdi. Ben de içeri
girmek için müsaade istedim. Müsaade verdi, içeriye girdim. Rasulullah
(a.s.m.) bir bardak süt buldu. Ailesine, "Bu süt nereden geldi?" diye sordu.
"Filan kimse hediye getirdi" dediler.
Daha sonra, "Ey Ebu Hüreyre!" dedi.
"Buyur, ya Rasulallah!" dedim.
"Suffe ashabına git ve onları davet et. Onlar Müslümanların misafirleridirler.
Onların ne mal mülkleri, ne de aileleri vardır" buyurdu.
Hz. Peygamber'e (a.s.m.) bir sadaka geldiği zaman onlara gönderir, kendisine
bırakmazdı. Hediye geldiği zaman da onlara haber gönderir, kendisi
de bir miktar alır, gerisini onlara verirdi. Ehl-i Suffe'yi davet etmesi hoşuma
gitmedi.
"Bu süt, Suffe Ehli'ne çok az gelir. Halbuki ben buna daha çok muhtacım
. Biraz içip derman bulsaydım. Şimdi onlar gelecek. Rasulullah bana
emredecek; ben de bu sütü onlara ikram edeceğim. Neticede de bana ya
kalacak, ya kalmayacak" diye düşünüyordum. Ancak Allah ve Rasulü'ne
itaatsizlik edemezdim. Gidip onları davet ettim. Geldiler. İçeri girmek için
izin istediler. Rasulullah da (a.s.m.) onları içeri buyur etti. Eve girip yerlerini
aldılar. Peygamberimiz (a.s.m.), "Ey Ebu Hüreyre!" dedi. "Emret, ya Rasulallah!"
dedim. "Sütü al, onlara ikram et!" dedi.
Bardağı aldım ve sıra ile dağıtmaya başladım. Birine verince, kana kana
içiyor, sonra bardağı bana veriyordu. Bu şekilde Peygamberimize (a.s.m.)
kadar geldim. Orada bulunanların hepsi kana kana içmişti. Peygamberimiz
(a.s.m.) bardağı aldı ve elinde tutarak bana baktı. Gülümseyerek, "Ey Ebu
Hüreyre!" dedi. "Emret, ya Rasulallah!" dedim. "Sen ve ben kaldık" dedi.
"Doğru, ya Rasulallah!" dedim. "Otur ve iç" diye emretti. Oturup içtim. "Yine
iç" diye emretti. Oturup içtim.
"Yine iç" dedi. Ta, "Hayır, seni hak ile gönderen Zat'a yemin ederim ki,
artık içecek halim kalmadı" deyinceye kadar "İç, iç" demeye devam etti. En
sonunda, "Bana ver" dedi. Bardağı kendisine verdim. Allah'a hamd edip,
besmele çekti ve kalan sütü de kendisi içti.
(Tirmizl, Kıyame: 36; Müsned, 2:515.)
204-
Süfyan bin Abdullah es-Sakafi' den (r.a.) şöyle rivayet edilir:
Rasulullah'a (a.s.m.), "Ya Rasulallah, en çok neden korkmalı ve endişe
etmeliyim?" diye sordum.
Rasulullah (a.s.m.) dilini tuttu ve "İşte bu!" buyurdu.
(Tirmizl, Zühd: 60.)
D ü N y A H A Y A T I N I N F A N i L i G i •!• 109
Ümmü Habibe'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m.)
şöyle buyurmuştur: "İnsanoğlunun, iyiliği tavsiye, kötülükten sakındırma ve
Allah'ı zikredenin dışındaki bütün konuşmaları aleyhinedir (bunlardan dolayı
hesaba çekilecektir)."
(Tirmizl, Zühd: 62.)
206-
Ebu Said (r.a.), Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet
etmiştir:
" İnsanoğlu güne başlarken bütün azası, dile şöyle derler: 'Bizim hakkımızda
Allah'tan kork. Çünkü biz sana bağlıyız. Eğer sen doğru olursan, biz
de doğru oluruz. Eğer sapıtırsan, biz de yoldan çıkarız."
(Tirmizl, Zühd: 61; Müsned, 3:96.)
Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle
buyurmuştur:
"Mü'min, ekine benzer. Ekinden rüzgar eksik olmadığı gibi, mü'minden
de musibetler eksik olmaz. Kafir de çam ağacına benzer. Kökünden kesilip
yıkılıncaya kadar kıpırdamaz."
(Buhar!, Tevhid: 31; Müslim, Münafıkln : 58; Tirmizl, Edeb: 78.)
Vasile bin Eska'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m.)
şöyle buyurmuştur:
"Müslüman kardeşinin başına gelene gülme. Sonra Allah ona acıyıp kurtarır
da, belayı senin başına verir."
(Tirmizl, Sıfatü'l-Kıyame: 54.)
Atıyye es-Sa'd1 (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet
etmiştir:
"Kul, zarara düşme korkusuyla zararsız şeyleri dahi terketmedikçe müttaktlerden
olamaz."
(İbn Mace, Zühd: 24.)
Hz. Aişe (r.anha) şöyle demiştir:
"Musibet ve hastalıklardan dolayı Rasulullah'tan (a.s.m.) daha çok acı
çeken birisini görmedim."
(Buhar!, Merda: 2; Müslim, Birr: 44; İbn Mace, Cenfüz: 64.)
Ömer bin Hattab (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet
etmiştir:
"Eğer hakkıyla Allah' a tevekkül etseydiniz, sabahleyin kursakları boş olarak
çıkıp, akşamleyin yuvalarına tok dönen kuşlar gibi rızkınızı kolayca temin
ederdiniz."
(Tirmizl, Zühd: 33; İbn Mace, Zühd: 14; Müsned, 1:30.)
Ebu Hüreyre'den (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğu rivayet
edilmiştir:
"Kadın, erkek bir mü'minin canına, malına ve çocuklarına belalar gelir
de sabrederse, günahlarından temizlenmiş olarak Allah'a kavuşur."
(Tirmizl, Zühd: 56.)
Sa'd bin Ebu Vakkas' dan {r.a.) rivayet edilmiştir:
"Ya Rasulallah, en çok belaya maruz kalanlar kimlerdir?" diye sordum.
Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:
"Peygamberlerdir. Sonra sırasıyla onlara yakın olanlardır. Kul, imanı derecesinde
belalara maruz kalır. Dinine bağlılığı ne derece kuwetliyse, belalar
da o kadar şiddetli gelir. Dini yaşayışı zayıfsa, belalar da ona göre gelir. Kul,
dünyada hatasız olarak yürüyünceye kadar bela onun peşini bırakmaz. "
(İbn Mace, Fiten: 23; Müsned, 1:185; Tirmizl, Zühd: 57.)
Ebu Zer (r.a.), Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Şüphesiz, ben sizin görmediklerinizi görür, işitmediklerinizi de işitirim.
Gök adeta gıcırdar ve bu gıcırdaması da yerindedir. Çünkü gökyüzünde
dört parmaklık bir yer yoktur ki, orada bir melek Allah'a secde etmek için alnını
yere koymuş olmasın. Vallahi, benim bildiklerimi siz de bilseydiniz, az
güler, çok ağlardınız. Ve yataklarınız üzerinde hanımlarınızdan zevk almaz;
dışarıya fırlar, Allah'a yalvarıp yakarırdınız. İnanın, bu durum karşısında
ben, sonunda kesilip yok olacak, sorumluluktan uzak bir ağaç olmayı arzu
etmişimdir."
(Tirrnizl, Zühd: 9; İbn Mace, Zühd: 19.)
Hz. Hani' den (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir:
Osman, bir kabir başına vardığında gözyaşları sakalını ıslatıncaya kadar
ağlardı. Bunun üzerine kendisine, "Sen cennet ve cehennemi hatırlayıp ağlamıyorsun,
fakat şu kabrin başında ağlıyorsun" denildi.
Dedi ki:
"Rasulullah (a.s.m.) buyurdu ki; 'Kabir ahiretin ilk menzilidir. Eğer insan
bundan kurtulursa, gerisi kolaydır. Şayet buradan kurtulamazsa, sonrası daha
da zordur. Ben mezardan daha korkunç bir manzara asla görmedim.'"
(Tirrnizl, Zühd: 5; İbn Mace, Zuhd: 33; Müsned, 1:24.)
Enes bin Malik (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet
etmiştir:
"Allah mü'minin güzel amellerinin mükafatını karşılıksız bırakmaz. Dünyada
bazı nimetler verdiği gibi, ahirette de mükafatlandırır. Kafirler ise, işlemiş
olduğu iyi işlerin karşılığını dünyada görür. Ahirete gittiği zaman da,
mükafatını göreceği bir iyiliği kalmaz."
(Müslim, Sıfatü'l-Münafıkln: 56; Müsned, 3:123.)
Huzeyfe'den (r.a.) şöyle rivayet ediliyor:
Bir gün Rasulullah (a.s.m.) ile beraberken şöyle buyurdu:
"Müslümanların sayısı kaçtır?"
Biz, "Ya Rasulallah, sayımız altı, yedi yüz civarındayken bizim hakkımızda
bir endişe mi duyuyorsunuz?" dedik.
Bunun üzerine Rasfılullah (a.s.m.) şöyle cevap verdi:
"Şüphesiz, siz bazı bela ve sıkıntılara uğrayacağınızı bilemezsiniz."
Huzeyfe der ki; "Gerçekten, başımıza daha sonra öyle belalar geldi ki,
bazımız namazını gizlice kılmak durumunda kalıyordu."
(Müslim, İman: 235; İbn Mace, Fiten: 23.)
Cabir'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Dünyada rahat ve konfor içinde yaşayanlar, Kıyamette bela ve musibetlere
uğramış olanlara ne gibi sevaplar verildiğini gördüklerinde, dünyada
vücutlarının makaslarla parça parça edilmiş olmasını temenni edeceklerdir."
(Tirmizl, Zühd: 59.)
219-
Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle
buyurmuştur:
"Allah buyuruyor ki, 'Mü'min, kulumun samimi dostlarından birinin ruhunu
aldığım zaman, üzülür. Fakat mükafatını Allah'tan beklerse, onun için
ancak cennet vardır."'
(Buharı, Rikak: 6.)
Enes bin Mfilik'ten (r.a.) rivayet edilmiştir:
Hz. Peygamber (a.s.m.) zamanında iki kardeş vardı. Biri devamlı olarak
Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sohbetine katılır, ilimle uğraşırdı. Diğeri de çalışıp
kazanırdı. Birgün, işle uğraşan kardeş Hz. Peygamber'e (a.s.m.) gelerek diğeri
hakkında şikayette bulundu. Rasulullah (a.s.m.) ona şöyle cevap verdi:
"Senin onu minnet altında bırakmaya hakkın yoktur. Belki sen, onun yüzü
suyu hürmetine rızıklanıyorsun" buyurdu.
(Tirmizl, Zühd: 33.)
221-
Enes bin Malik'ten (r.a.) rivayet edilmiştir:
Bir zat, "Ya Rasulallah, deveyi bağlayıp da mı tevekkül edeyim, yoksa
salıverip de mi tevekkül edeyim?" diye sordu.
Hz. Peygamber (a.s.m.), "Bağla da öyle tevekkül et!" buyurdu.
(Tirmizl, Sıfatü'l-Kıyame: 60.)
Hz. Maviye (r.a.), Hz. Aişe'ye (r.a.) bir mektup yazarak, "Bazı şeyler yazarak
bana tavsiyede bulun. Ancak beni fazlaca yük altında da bırakma" dedi.
Hz. Aişe Muaviye'ye şöyle yazdı:
"Allah'ın selamı üzerine olsun! Ben Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu
işittim:
'Kim insanların gücenmesi pahasına da olsa Allah' ın rızasını kazanmak
düşüncesiyle iş yaparsa, Allah onu insanların kötülüğünden korur. Her kim,
116 •!• K Ü T Ü B - İ S İ T T E ' D E N S E Ç M E H A D İ S L E R
Allah' ın rızasını nazara almadan insanların gönlünü kazanmak için iş yaparsa,
Allah da onu insanların eline bırakır. Böylece felakete sürüklenir."
"Allah'ın selamı üzerinize olsun."
(Tirmizl, Zühd: 65.)
223-
Enes bin Malik'ten (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle
buyurmuştur:
"Kimin düşüncesi ahiret olursa, Allah ona gönül zenginliği verir, işlerini
kolaylaştırır. İstemediği halde dünya nimetleri de verilir. Kim ahireti unutup
sadece dünyayı düşünürse, Allah da fakirliği onun gözleri önüne diker, işlerini
darmadağın eder. Dünyada ise, ancak kendisine takdir edilen kadar verilir."
(Tirmizl, Sıfatü ' l-Kıyame: 30.)
Ümmü Selem' den (r.a.) rivayet edilmiştir:
Rasulullah'ın (a.s.m.) yanında bulunuyordum. Meymune de yanında idi.
Abdullah İbn Ümmü Mektt1m çıkageldi. Bu hadise örtünme emri geldikten
sonra olmuştu. Rasulullah (a.s.m.) bize, "Örtününüz!" diye emretti.
"Ya Rasulallah, bu ama değil mi? Bizi ne görür ne de tanır" dedik.
Peygamberimiz (a.s.m.), "Peki siz de mi körsünüz? Onu görmüyor musunuz?"
buyurdu.
(Tirmizl, Edeb: 29; EbQ DavQd, Libas: 34.)
Abdullah İbn Mes'ud (r.a.), Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu
rivayet etmiştir:
"Kim geçim sıkıntısından dolayı insanlara dert yanarsa, onun ihtiyacı giderilmez,
açığı kapanmaz. Fakat kim geçim darlığını, Alah'a arz ederse, Allah
onun sıkıntısını giderir, bolluğa çıkarır."
(Tirmizl, Zühd: 18.)
226-
Sa'd bin Ebu Vakkas'tan (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.)
şöyle buyurmuştur.
"Allah tarafından kendisine takdir olunana razı olmak, insanoğlunun
mutluluğunu ifade eder. Allah'tan iyilik ve hayır dilemeyi terk etmesi, Allah'ın
kendisi için takdir ettiğine razı olmaması ise, insanın bedbahtlığını gösterir.
(Tirmizl, Kader: 15.)
Enes bin Malik (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet
etmiştir:
"Sevabın çokluğu, belanın büyüklüğüne göredir. Allah bir topluluğu sev118
•!• K Ü T Ü B - İ S İ T T E ' D E N S E Ç M E H A D İ S L E R
diği zaman, onları muhtelif musibetlerle imtihan eder. Kim bu musibetleri
sabırla karşılarsa, Allah ondan hoşnut olur. Ve kim musibetleri sabır ve tevekkülle
karşılamaz, isyan ederse, o da Allah'ın gazabına müstehak olur."
(Tirmiz1, Zühd: 57; İbn Mace, Fiten: 23.)
Enes bin Malik'den (r.a.), Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu
rivayet etmiştir:
"Allah bir kulunun iyiliğini istediği zaman, cezasını bela ve musibetlere
maruz bırakarak dünyada verir [Böylece günahlardan arındırır]. Onun kötülüğünü
istediğinde de, günahlarının cezasını dünyada vermez, tehir eder. Ta
ki, Kıyamet Gününde daha şiddetli çeksin."
(Tirmiz1, Zühd: 57; Müsned, 4:87.)
Allah'ın kulu için kötülük istemesi mecazi anlamda olsa gerektir. Çünkü
O hiçbir kulunun kötülüğünü istemez. Kul kötülüğe yönelip ısrar ederse, Allah
da onun için kötülük ve şer yolunu kolaylaştırır ve sonuçta kul kendi akıbetini
belirlemiş olur.
Ebu Hüreyre (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Emanet kaybolduğu zaman Kıyameti bekleyiniz!"
Ebu Hüreyre, "Ya Rasulallah, emanet nasıl kaybolur?" diye sordu.
Rasulullah (a.s.m.), "İşler ehil ve layık olmayan kimselere bırakıldığı zaman
Kıyameti bekleyiniz!" diye cevap verdi.
(Buharı, Rikak:35.)
230-
Hz. Aişe'nin (r.anha) rivayetine göre Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurdu:
"Doğruluktan ayrılmayın. İyilik ve ibadetlerinizde aşırıya kaçmayın . Müjdeler
olsun! Hiç kimse yaptıklarıyla cenneti kazanamaz."
"Siz de mi, ya Rasulallah ?" dediler.
"Evet, ben de. Ancak Allah'ın rahmet ve fazlıyla girebilirim. İyi bilin ki,
Allah katında en makbul amel, az da olsa, devamlı olanıdır" buyurdu.
(Müslim, Sıfatü ' l-Munafıkln: 78.)
İnsan neden sevaplarıyla, ibadetleriyle cennete giremez? Neden cennete
Allah ' ın lütuf ve ihsanıyla girilebilir? Allah Rasulü, "Ben dahi Allah ' ın lütfu
olmazsa cennete giremem" derse, biz ne yapabiliriz?
Her şeyden önce, ibadetlerimizi cennete girmek için yapmadığımızı, önceden
bize verilen nimetlere karşılık olduğunu iyi bilmeliyiz. Geçmişte neler
verildiğini kısaca hatırlayalım: Yokluk aleminde kalmadık, cansız kalmadık,
bir bitki veya hayvan olarak yaratılmadık. İnsanlık verildi. En güzel organ ve
duygularla donatıldık. Ruh, akıl, fikir ve çeşit çeşit kabiliyetlere kavuştuk.
Yeryüzü bir köşk, bahar bir halı, ay takvim, güneş avize, bitki ve hayvanlar
birer hizmetçi, biz de o köşke efendi yapıldık. İmanı bulduk, sıhhate erdik.
İşte bütün bunlar bizim peşin aldığımız ücretlerimiz. Ve biz bu ücrete karşılık
ibadetle mükellefiz. Bütün ömrümüzü ibadetle bile geçirsek, bu nimetlerin
şükrünün yüzde birini ödeyemeyiz. Aldığımız bunca nimetin şükrünü dahi
ödeyemezken, nerede kaldı ki cenneti kazanmış olalım? İşte bunun içindir
ki, cennet bir ikramdır, bir lütuftur ve bir ihsandır. Kazandığımız için değil,
Allah'ın lütfü olarak gireriz cennete.
Ebu Ümame'den (r.a.), Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet
etmiştir:
"İnsanların Allah'a en yakın olanı, önce selamı verendir (barışı ve huzuru
yayandır)."
(Ebu Davud, Edeb: 133.)
232-
Urse'l-Kindl'den (r.a.), RasUlullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet
etmiştir:
"Bir yerde kötü bir şey yapıldığı zaman, onu görüp de ondan hoşlanmayan
kimse, sorumluluk itibarıyla orada bulunmayan kimse gibidir. Orada
bulunmadığı halde, yapılan kötülükten haz duyan, hoşlanan kimse de, onu
görüp o kötülükten hoşlanan kimse gibidir, günahına ortak olur."
(Ebu Davüd, Fiten-Melahim: 17.)
Ebu Zer'in (r.a.) rivayetine göre Rasulullah (a.s.m .) şöyle buyurmuştur;
"Allah üç grup insanı sever ve üç grubu da sevmez.
Sevdikleri şunlardır:
(1) Bir adam, bir cemaate gelerek onlardan aralarındaki akrabalığa göre değil,
Allah rızası için bazı isteklerde bulunur; ancak vermezler. Onların biri kalkar,
gizlice verir. Bunu ancak Allah ve kendisi bilir.
(2) Geceleyin yol alan
bir topluluk uykunun daha tatlı geldiği bir anda uykuya dalarlar. İçlerinden
birisi kalkıp, Allah'ın ayetlerin· okur.
(3) Düşmanla karıştıklarında askeri birlikleri
yenilmiş, bozguna uğramış, ancak tek başına şehid veya muzaffer
oluncaya kadar düşmana karşı hücuma devam eder.
Allah'ın sevmediği üç kişi de şunlardır :
(1) yaşlı olmasına rağmen zina yapan ihtiyar,
(2) büyüklük taslayan fakir,
(3) zulmeden zengin."
(Tirmizi, Cennet: 25; Nesei, Zekat: 75.)
Irbad bin Sariye (r.a.) rivayet ediyor:
Hz. Peygamber'le (a.s.m.) birlikte Hayber'e vardık. Hayber'in reisi zalim
ve cebbar biriydi. Hz. Peygamber'in (a.s.m.) yanına gelip şöyle dedi:
"Ey Muhammed, eşeklerimizi boğazlamaya, meyvelerimizi toplayıp yemeye
ve hanımlarımızı dövmeye hakkımız var mı? Bunları yapabilir miyiz?"
diye sordu.
Hz. Peygamber (a.s.m.) bu sözlere çok kızdı ve "Ey Avf oğlu! Atına bin
ve insanları şu sözlerle toplamaya çağır: 'Heey! Cennete girecek olanlar, ancak
mü'minlerdir. Haydi, namaz için bir araya gelin!"'
Bunun üzerine orada bulunanlar bir araya geldiler. Hz. Peygamber
(a.s.m.) onlara namaz kıldırdı ve sonra kalkıp şöyle buyurdu:
"İçinizde, süslü tahtına kurulmuş bir kimse, Allah'ın şu Kur'an'dakilerin
dışında, başka bir şeyi yasaklamadığını mı sanıyor? Şunu iyi bilin ki, ben de
birçok konuda size tavsiyelerde bulundum, birçok şeyleri emrettim, birçok
şeyleri de yasakladım . Bunlar Kur'an ayetleri kadar, belki da ha da çoktur.
Yine şunu iyi bilin ki, Allah Teala Ehl-i Kitabın [Hristiyan ve Yahudilerin]
ödemeleri gereken vergiyi size verdikleri takdirde, evlerine izinsiz girmenize,
kadınlarını dövmenize ve meyvelerini yemenize müsade etmemiş, bu gibi
şeyleri yapmanızı helal kılmamıştır. "
(EbO DavO.d, İmare:33.)
Hz. Aişe' den (r.a.) rivayet edilmiştir:
Rasulullah (a.s.m.) bir gece yanımdan ayrılıp gitti. Kıskançlık duydum.
Dönüp geldiğinde durumumu fark etti. Bana, "Neyin var, Aişe, yoksa kıskandın
mı?" diye sordu.
Ben, "Benim durumumda birisi, senin gibi bir zatı hiç kıskanmaz mı? "
dedim.
"Şeytanın mı geldi yoksa?" dedi. "Ya Rasulallah, şeytan yanımda mı ki?"
dedim. "Evet, yanında" buyurdu. "Her insanın şeytanı da yanında mıdır?"
dedim. "Evet" dedi.
"Senin de mi, ya Rasulallah?" dedim.
D ü N Y A H A Y A T I N I N F A N İ L İ G İ •!• 123
"Evet, benim de var. Ancak, Rabbim bana yardım etti de benim şeytanım
Müslüman oldu" buyurdu.
(Müslim, Sıfatü ' l-Münafıkin: 70.)
236-
Ebu Hüreyre (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"'Allah şöyle buyurur: 'Ey insanoğlu! Bana kulluk yapmak için dünya
nimetlerinden vazgeç ki, sana gönül zenginliği ihsan edeyim, ihtiyaçlarını gidereyim.
Şayet böyle yapmazsan, seni meşguliyetler içerisinde bunaltır, ihtiyaçlarını
da gidermem."
(Tirmiz1, Sıfatü ' l-Kıyame: 30; İbn Mace, Sıfatü'l-Kıyame : 2.)
237-
Ebu Hüreyre (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Kendisine ihsan edilen nimetlerden istifade edip de şükreden kimse,
oruçtan gelen sıkıntıya sabredenin derecesine erer."
(Buhafı, Et'ıme: 56; TirmiZı, Sıfatü' l-Kıyame: 43; İbn Mace, Sıyam : 55.)
238-
Hz. Esma' dan (r.a.) rivayet edilir:
Rasulullah (a.s.m.) bana, "Muhtaçlara ver ve verdiğini de sayma ki, Allah
da sana sayısız ikramlarda bulunsun. Elinde bulunan malı biriktirip tutma ki,
Allah da fazlından bol bol versin" buyurdu.
(Buharı, Zekat: 21; Müslim, Zekat: 88; Ebu Davud, Zekat: 46; Nesel, Zekat: 62.)
239-
İbn Abbas (r.a.) dan rivayet edilmiştir:
Bir gün Rasulullah'ın (a.s.m.) terkisinde bulunuyordum. Bana, "Ey delikanlı,
sana bazı şeyler öğreteyim" dedi ve şöyle buyurdu:
"Sen Allah'ın emir ve yasaklarını koru ki, Allah da seni korusun. Allah'ın
emir ve yasaklarına riayet et ki, O'nun yardım ve inayetini daima yanında
bulasın. Bir şey isteyeceğin zaman Allah'tan iste. Bir yardım dileyeceğin zaman,
Allah'tan yardım dile. Ve şunu da bil ki, bir konuda yardım etmek
maksadıyla bütün millet bir araya gelse, Allah'ın senin için takdir etmiş olduğundan
öte bir yardımda bulunamazlar. Sana zarar vermek maksadıyla
hepsi bir araya gelseler, yine Allah'ın senin hakkında takdir ettiğinden öte
bir zarar veremezler. Kalemler kaldırılmış, sahifeler kurumuştur [Meydana
gelecek her şey, önceden tespit ve takdir olunmuştur]."
(Tirmizl, Sıfatü'l-Kıyame: 59; Müsned, 1:293.)
240-
Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle
buyurmuştur:
"Bir kötülük gizli kaldığı zaman, yalnız yapana zarar verir. Ancak, açıkça
yapılıp da önlenmezse, zararı herkese olur."
(Manslır Ali Nasıf, Tac: 5: 686.)
Hasan (r.a.) Rasulullah' ın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Seni şüpheye düşüren şeyleri bırak, düşürmeyenlere yönel. Çünkü doğruluk
rahatlatır; yalan sıkıntıya atar."
(Tirmizl, Sıfatü'l-Kıyame: 60.)
242-
Ebu Said Hudrt (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet
etmiştir:
"Kim helalinden yer, sünnete göre hareket eder, insanlara kötülük ve eziyet
etmezse cennete girer."
Bunun üzerine bir zat, "Ey Allah'ın Rasulü, bugün insanlar arasında böyleleri
çoktur" dedi.
Rasulullah (a.s.m.), "Benden sonraki asırlarda da olacaktır" buyurdu.
(Tirmizl, Kıyame: 60.)
Üsame bin Zeyd'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.)
şöyle buyurur:
"Kıyamet Günü bazı kimseler getirilip cehenneme atılır. Orada bağırsakları
çıkarılan adam, eşeğin değirmenin çevresinde döndüğü gibi bağırsağının
etrafında döndürülür. Cehennemlikler onun etrafında toplanıp 'Ey filan, sana
ne oldu böyle? Sen dünyada iken iyiliği tavsiye edip, kötülükten sakındırmaz
mıydın?' derler.
"O da, 'Evet' der. 'Ben iyilikleri tavsiye ederdim, fakat kendim yapmazdım.
Kötülüklerden sakındırırdım, fakat kendim uymazdım' diye cevap verir."
(Müslim, Zühd: 51; Müsned, 5:205.)
244-
Hz. Cabir' (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"İblis, tahtını denizde kurar. Sonra insanları aldatmak için askerlerini bölük
bölük gönderir. İblisin askerlerinin mertebece en aşağı olanı, fitnesi en fazla
olanıdır. Onlardan birisi İblis' e gelir ve 'Şöyle şöyle yaptım' der. İblis ona,
'Sen hiçbir şey yapmış sayılmazsın' diye karşılık verir. Bir diğeri gelir, 'Filan
kimsenin karısı ile arasını açıncaya kadar yakasını bırakmadım' der. İblis bu
askerini kendisine yaklaştırır ve 'Sen ne kadar iyisin' diyerek iltifatta bulunur."
(Müslim, S. Münafıkln: 67.)
Abdullah İbn Mes'ud (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Hz. Peygamber (a.s.m.), "Sözlerinde ve işlerinde haddi aşanlar helak olmuştur"
buyurdu ve bunu üç defa tekrarladı.
(Müslim, İlim: 7; Ebu Davud, Sünnet: 5.)
Hz. Ebu Bekir (r.a.) Allah'a hamdüsena ettikten sonra şöyle dedi:
"Ey insanlar! Siz şu ayeti okuyorsunuz da uygun olmayan yerde tatbik
ediyorsunuz:
'"Ey iman edenler, siz kendinizi düzeltmeye bakınız. Siz doğru yolda olduktan
sonra, başkasının sapıklığı size zarar vermez (Mfüde Suresi, 105).'
Halbuki biz Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu işittik: 'Eğer insanlar
bir zalimi görüp de güçleri yettiği halde zulmüne mani olmazlarsa, Allah öyle
bir bela verir ki, hepsine birden isabet eder.'"
(İbn Mace, Fiten: 20; Ebu Davud, Fiten: 17: Tirmizl, Fiten: 8.)
247-
Abdullah bin Amr'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.)
şöyle buyurmuştur:
"Sizin en hayırlınız, ahlakı en güzel olanınızdır."
(Buhar!, Edeb: 38; Müslim, Fezfül: 68; Tirmizl, Birr: 48;
EbO DavOd, Sünnet: 14; İbn Mace, Zühd: 31.)
|
Kütübü Sitte'den Seçme Hadisler |
|
Cemal Uşşak |
|
Bölüm 8 - Peygamberimizin (a.s.m.) ve Sahabelerinin Faziletleri |
|
Kütübü Sitte'den Seçme Hadisler |
|
Cemal Uşşak |
|
Bölüm 8 - Peygamberimizin (a.s.m.) ve Sahabelerinin Faziletleri |