Muhammed Mustafa SAV

Muhammed Mustafa SAV

Muhammed Mustafa SAV
Anasayfa Yazılar Şiirler Kitaplar Fotoğraflar Salavat Nükteleri Hayatı Multimedya e Kitap Linkler Ziyaretçi English

Kütübü Sitte'den Seçme Hadisler

Cemal Uşşak

(1953 - 2016)

 

Bölüm 2

Dünya Hayatının Faniliği

Ayet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde dünya hayatının faniliğine, geçiciliğine, değersizliğine bir hayli yer verilmiştir. Şayet hadisler topulca nazara alınarak değerlendirilirse asıl hedefin, dünyanın gerçek mahiyetinin anlaşılması, inananların zihinlerinde, yaşayışlarında dünya-ahiret dengesinin kurulması olduğu anlaşılır. Bu husus bir hadis-i şerifte gayet açık olarak şöyle dile getirilir: "Sizin en hayırlınız, ahiret için dünyasını, dünyası için de ahiretini terketmeyip, her ikisinden de nasibini alandır. Çünkü dünya, ahiret hayatı için bir vesiledir." (Keşfü'l-Hafa, 1:393.)

Dünya hayatının sevilmemesi gereken tarafı da ayet-i kerimede şöyle ifade edilir:

"Onlar ki, dünya hayatını severler, dünyayı ahirete tercih ederler ve Allah yolundan yüz çevirirler." (İbrahim Süresi, 2.)

Görülüyor ki, dünya hayatının ve dünyanın kaçınılması ve sevilmemesi gereken tarafı, Allah'ın zikrine, Allah yolunda çalışmaya engel olan ahirete ait vazifeleri unutturan tarafıdır. Bununla beraber dünyanın bir yüzü de Cenab- ı Hakk' ın isimlerinin aynası ve tecelli ettiği yerdir. Diğer bir yüzü de "ahiretin tarlası" oluşudur.

Bediüzzaman Said Nurs1, Sözler isimli eserinde,  dünyanın üç yüzünden ve üç cephesinden bahseder.

Bunlardan birincisi, Cenab-ı Hakk'ın isimlerinin tecelli yeridir. Onun sanatının nakışlarını, birliğini ve yüceliğini gösterir. Dünya, bu yönüyle nefret edilmeye değil, sevilmeye layıktır. İnsanın asıl vazifesi de bu yüzünü görüp,  Rabbinin büyüklüğünü idrak edip, tanımak ve ibadet etmektir.

İkincisine gelince, ahiret hayatına bakar. Oranın tarlasıdır. Dünya tarlasına ekilen tohumların meyveleri ahirette görülecek ve inananlar ancak dünya hayatındaki gayret ve çalışmaları ile cennete layık olacaklardır . Dünyanın bu yüzü de kötülenmeye, nefret edilmeye değil, sevgiye layıktır.

Üçüncüsü ise insanın kötü olan arzu ve heveslerine bakar. Dünya hayatı, bu yönüyle dünyaperestler için bir oyun ve eğlenceden ibarettir. İşte bu yüz çirkindir, pistir ve nefret edilmeye müstehaktır. Ayet ve hadislerde kötülenmiş geçiciliği ve değersizliği ifade edilmiş olan dünya budur. Şu ikazları her zaman hatırlamakta fayda vardır : "Elbette en bahtiyar odur ki, dünya için ahiretini unutmasın, ahiretini dünyaya feda etmesin; hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviyesi için bozmasın; malayani [manasız, boş] şeylerle ömrünü telef etmesin; kendini misafir telakki edip, misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin; selametle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin."

(Mektubat, s. 108.)

168-

İbn Ömer {r.a.) şöyle rivayet etmiştir:

Rasulullah omuzumdan tuttu ve "Dünyada kendini misafir ve yolcu gibi kabul et ve kendini kabirde bulunanlar arasında say" buyurdu.

İbn Ömer de (r.a.) şöyle der:

Akşam erişince, sabaha kavuşmaya mutlak gözüyle bakma. Sabaha kavuştuğunda da akşama ulaşmayı bekleme. Sağlıklı olduğun zaman hastalık vakti için; hayatta iken de ölüm için hazırlık yapmaya bak.

(Buharı, Rekaik: 3; Tirmiz1, Zühd: 25; İbn Mace, Zühd: 3; Müsned, 2: 24.)

169-

Ebu Ubeyde (r.a.) Bahreyn'den bir hayli mal getirmişti. Sahabilerden bazıları da bu malın etrafında toplanmışlardı. Bunun üzerine Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:

"Vallahi, ben artık sizin fakirliğe düşmenizden korkmuyorum. Ancak ben,  sizden önceki milletlerin dünya nimetleri önlerine serildiği gibi, size de bol bol ikram edilerek, tıpkı onların bu nimetleri elde etmek hususunda birbirlerine düşerek yarış etmesi gibi, sizin de birbirinize düşmenizden ve sonunda onların helak olması gibi, sizin de helak olmanızdan korkuyorum."

(Buhari, Cizye: 1; Müslim, Zühd: 6; İbn Mace, Fiten: 18; Tirmizl, Kıyame : 28.)

170-

Ebu Hüreyre (r.a.), Peygamberimizin (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Dünya mü'minin zindanı, kafirin de cennetidir."

{Müslim, Zühd: 1; İbn Mace, Zühd: 3; Tirmizl, Zühd: 16.)

Dünya hayatında kafir ne kadar nimetlere sahip olursa olsun, inançsızlığından dolayı mü'minlere nisbeten huzursuz ve bedbaht; mü'minler ise ne kadar yoksulluk içinde olurlarsa olsunlar, imandan gelen bir huzurla, inançsızlardan daha fazla mesut ve bahtiyardırlar . Çünkü, iman bir cennet çekirdeğini, küfür ve inançsızlık ise bir cehennem tohumunu bünyesinde taşır.

Hadisteki benzetme ise ahiret hayatı noktasındandır. Yani, mü'min cennetin sonsuz nimetlerine ve saadetine mazhar olduğu için, dünya hayatında ne kadar konfor içinde olursa olsun, bir nevi dünya hayatında hapishanede; kafir de cehenneme müstehak olduğu için, dünyada en aşağı derecede nimetlere bile mazhar olsa, bir nevi cennet hayatında olmuş olur.

Müstevrid bin Şeddad (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:

Rasulullah (a.s.m.), bir kafile ile birlikte bir koyun ölüsüne rastlamıştı. O kafile içinde ben de bulunuyordum. Rasulullah (a.s.m.) koyun leşini görünce, "Sahiplerinin bunu ancak değersizliğinden ve kıymetsizliğinden dolayı buraya attığını biliyorsunuz değil mi?" diye sordu.

Orada bulunanlar, "Elbette, değersizliğinden, bir işe yaramayacağından dolayı atmışlardır ya Rasulallah" diye cevap verdiler.

Bunun üzerine Rasulullah, "İşte, şu hayvan ölüsü, sahibi için ne kadar değersiz ve pis ise, dünya da Allah katında o kadar pis ve değersizdir" buyurdu.

(İbn Mace, Zühd: 3; Tirmizl, Zühd: 13; Müslim, Zühd: 2.)

Sehl bin Sa'd (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet

ediyor: " Eğer dünyanın Cenab-ı Hakk'ın yanında bir sinek kanadı kadar

değeri olsaydı, kafire ondan bir yudum su bile içirmezdi."

{Tirmizl, Zühd: 13; İbn Mace, Zühd: 3.)

Bediüzzaman Said Nursi'nin yorumuna göre bu hadiste, "herkesin kısacık

ömrüne yerleşen hususi dünyası " ile ebedi, sonsuz hayatın kıyaslaması

yapılmıştır. Dünya hayatının değersizliği ve geçiciliği; ahiret hayatının ise

ehemmiyeti ve sonsuzluğu dile getirilmiştir. Yoksa, hadiste geçen izahta da

yer aldığı gibi, dünya iki yüzü (Allah ' ın isimlerine tecelli yeri ve ahiretin tarlası)

olması itibarıyla değerlidir ve kıymetlidir. (Daha fazla bilgi için bkz. Sözler,

24; s. 445.)

Ebu Zer (r.a.) Rasulullah ' ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Dünyaya ehemmiyet vermemek, bir kimsenin kendisine helal olan şeyleri

yasaklaması ve dünya malını lüzumsuz yere harcayıp atması değildir.

Gerçek manada dünyadan yüz çevirmek, Allah ' ın katında bulunan nimetlere

kendi elinde bulunanlardan daha fazla güvenmektir. Musibete maruz kalınca

da sevabını düşünerek, musibete uğramayı uğramamaya üstün tutarak

adeta onu arzulamaktır. "

(İbn Mace, Zühd: 1; Tirmizi, Zühd: 29.)

Hz, Müstevrid'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m.)

şöyle buyurmuştur:

"Ahiret hayatına nisbeten dünya hayatı, birinizin parmağını denize daldırması

gibi bir şeydir. Parmağını denize daldıran baksın bakalım, ne kadar

su vardır parmağında?"

(Tirmizl, Zühd: 15.)

Ebu Hüreyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

"Dikkat ediniz, Allah'ı zikre ve ibadete götüren, alim ve ilim öğrenenlerin

dışında, dünya ve dünyada bulunan her şey lanetlenmiştir. Allah katında

makbul değildir."

176-

(Tirmiz1, Zühd: 14; İbn Mace, Zühd: 3; Darimi, Mukaddime: 32.)

Ebu Zer'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

"Hiç şüphesiz ki, dünyada malı çok olanlar, ahirette sevabı az olanlardır.

Ancak, Allah'ın kendisine mal verip de, o malı sağına, soluna, önüne, arkasına

saçan ve onu hayır ve hasenatta sarf edenler müstesnadır."

(Buhar!, Rikak: 13; Müslim, Zekat: 33.)

Ebu Hüreyre'nin (r.a.) rivayetine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurur:

"Kendisine ikram edildiğinde memnun olan, edilmediği zaman şikayet

eden; altının, gümüşün, kadifenin ve pahalı elbiselerin kölesi olan kimse,

helak olmuştur."

(Buharı, Rikak: 10: İbn Mace, Zühd: 8.)

~ '~

Ka'b bin lyad (r.a.) Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet

etmiştir:

"Her ümmetin bir fitnesi [bir imtihan sebebi] vardır. Benim ümmetimin

fitnesi de dünya malıdır."

(Tirmizl. Zühd: 26.)

Muttarif'ın (r.a.) babası, Peygamberimizin yanına vardığında, Rasulullah

(a.s.m.), "Birçok şeye-mala, evlada-sahip olmakla böbürlenmek, kişiyi

Allah'a itaatten alıkoyar" buyurdu.

Daha sonra da sözüne şöyle devam etti:

"İnsanoğlu 'Malım, malım!' der. Fakat, ey insanoğlu! Senin malının, yiyip

tükettiğinden, giyip eskittiğinden veya sadaka olarak verdiğinden öte sana

bir faydası var mı?"

(Müslim, Zühd: 3; Tirmiz1, Zühd: 31.)

Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m, ) şöyle

buyurmuştur:

"Yaşlı kimsenin kalbi iki şeyi arzu etmek hususunda gençtir: uzun ömür

ve çok mal."

(Tirmizl, Zühd: 28.)

Ebu Said' den (r.a.) rivayet edilmiştir:

Hz. Peygamber (a.s.m.), "Sizin için en çok korktuğum şey, Allah'ın sizin

için topraktan çıkarmış olduğu bereketlerdir" buyurdu.

Rasulullah'a (a.s.m.), "Toprağın bereketleri nelerdir?" diye soruldu.

Raslllullah (a.s.m.), "Dünyanın güzellikleridir" diye cevap verdi.

Bunun üzerine orada bulunan birisi, "Hiç hayır, şer getirir mi?" diye sordu.

Hz. Peygamber (a.s.m.) cevap vermeyip sustu. Hatta kendisine vahiy nazil

olacak sandık. Bir müddet sonra alnını sildi ve "O soruyu soran nerede?"

dedi. O zat, "Benim, işte buradayım" dedi.

Raslll-i Ekrem (a.s.m.):

"Hayır, ancak hayır getirir. Şu dünya malı taze ve tatlıdır. Yağmurun yeşertip

bitirdiği her şey insana şj.şkinlik vererek ya öldürür veya ölüme yaklaştırır.

Ancak bitki ile beslenen hayvanlar böyle değildir. Çünkü onlar yerler,

yerler; karınları şişince güneşe çıkarlar ve karınlarındakini çıkarıp ikinci defa

yerler. Dünya malı gerçekten tatlıdır. Kim onu helal bir şekilde elde eder ve

onun zekatını vererek hayırda harcarsa, sahibinin Allah rızasına nail olması

için, ne güzel bir vesile olur! Ve her kim onu haramdan kazanırsa, yiyip de

doymayan birisine benzer."

(Buharı, Rikak: 7; Müslim, Zekat: 122.)

Hz. Abdullah (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:

Hz. Peygamber (a.s.m.), "Hanginiz mirasçının malını kendi malından daha

çok sever?" diye sordu.

Orada bulunanlar, "Aramızda kendi malını daha çok sevmeyen kimse

yoktur" diye cevap verdiler.

Rasulullah (a.s.m.), "İnsanın kendi malı, hayır hasenat için hazırladığı;

mirasçının malı da geride bıraktığı malıdır" buyurdu.

(Buhar!, Rikak: 12; Neseı, Cesaya: 1.)

İbn Ömer (r.a.) şöyle rivayet ediyor:

Kendimize ait bir kulübeyi tamir ederken Hz. Peygamber (a.s.m.) bize

uğradı ve "Bu nedir?" diye sordu.

"Bizim kulübemiz. Onu tamir ediyoruz" dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu:

"Ölüm için hazırlanmayı bu kulübeyi tamir etmekten daha öne almalısınız.

"

(Ebu Davud, Edeb: 57; Tirmizi, Zühd: 25; İbn Mace, Zühd: 13.)

Enes (r.a.) şöyle rivayet ediyor:

Hz, Peygamber (a.s.m.), kapısının üzerine yüksekçe bir kubbe yapan Ensardan

birine (evine) uğradı ve "Bu nedir?" diye sordu. "Bu falana aittir" dediler.

Rasfılullah (a.s.m.), "Böyle gereksiz yere harcanan her mal, Kıyamet Günü,

sahibi aleyhine bir vebaldir" buyurdu.

Bu haber, kubbeyi yapan zata ulaştığında, onu yıktı. Bir müddet sonra

yine oradan geçen Peygamberimiz (a.s.m.) kubbeyi göremeyince, ona ne

olduğunu sordu.

"Sahibi sizin sözünüzü duyunca yıktı" dediler. Peygamberimiz (a.s.m.)

şöyle buyurdu:

"Allah o adama merhamet etsin, Allah o adama merhamet etsin."

(İbn Mace, Zühd: 13.)

Mıkdam bin Ma'dikerb (r.a.), Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu

rivayet etmiştir:

"İnsanoğlu, midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır. İnsana kendisini

ayakta tutacak birkaç lokma yeter. Eğer nefsine hakim olamayıp daha

fazla yemek isterse, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe ayırsın.

Üçte birini de rahat nefes olmak için boş bıraksın."

(Tirmizi, Zühd: 47; İbn Mace, Et'ıme: 50.)

186-

Ebu Hüreyre {r.a.) şöyle rivayet ediyor:

Rasfılullah (a.s.m.), "Benden kim şu sözleri alır, öğrenir ve onları hayatında

tatbik eder veyahut tatbik edecek birisine öğretir?" diye sordu. "Ben,

ya Rasfılallah!" diye cevap verdim. Bunun üzerine Rasfılullah (a.s.m.) elimden

tuttu ve şu beş şeyi saydı:

"Haramlardan sakın ki, insanlar arasında en çok ibadet eden biri olasın.

Kısmetine razı ol ki, insanların en zengini olasın. Komşularına iyi davran ki,

tam bir mü'min olasın. Kendin için arzuladığını insanlar için de iste ki, tam

bir Müslüman olasın. Çok gülme! Çünkü çok gülmek kalbi katılaştırır, karartır.

"

(Tirmiz1, Zühd: 2; İbn Mace, Zühd: 19; Müsned, 6:310.)

Hz. Enes'in (r.a.) rivayetine göre Hz. Peygamber (a.s.m.) "Allahım, beni

yoksul olarak yaşat, yoksul olarak canımı al ve Kıyamette, beni yoksullarla

birlikte haşret" diye dua etmişti. Bunun üzerine Hz. Aişe (r.anha), "Niçin, ya

Rasulallah?" diye sordu. Rasulullah (a.s.m.) cevaben şöyle buyurdu: "Çünkü

onlar zenginlerden kırk yıl önce cennete gireceklerdir, ey Aişe! Yoksulları

sev, onlara yakınlık göster. Eğer böyle yaparsan, Allah da Kıyamet Günü

sana yakın olur."

(Tirmiz1, Zühd: 37; İbn Mace, Zühd: 7.)

Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle

buyurmuştur:

"Sizler Cenab-ı Hakk'ın insanlara ihsan ettiği dünya nimetleri bakımından,

sizden daha aşağı durumdakilere bakınız. Çünkü böyle davranmanız,

Allah'ın nimetlerini küçümsememek için daha uygundur."

(Müslim, Zühd: 9; Tirmiz1, Libas: 38; İbn Mace, Zühd: 9.)

189-

Ebu Hüreyre'nin (r.a.) rivayetine göre Rasulullah şöyle buyurmuştur:

"Zenginlik mal çokluğu değildir . Asıl zenginlik gönül zenginliğidir."

(Buharı, Rikak:l5; Müslim, Zekat: 120; Tirmizl, Zühd:40; İbn Mace, Zühd: 9.)

190-

Ebu Ümame'den (r.a.) riifayet edildiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m.)

şöyle buyurmuştur:

Rabbim benim için Mekke dağlarından birini altına çevireceğini söyledi.

Ben 'Hayır, istemiyorum, ya Rabbi! Ben, bir gün aç, bir gün tok (yahut üç

gün aç, üç gün tok) olmayı isterim ki, aç olduğum zaman Sana niyazda bulunup

Seni zikredeyim. Tok olduğum zaman da Sana şükredip hamd edeyim'

dedim."

(Tirmiz1, Zühd: 35.)

Hz. Osman bin Affan (r.a.) Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu

rivayet etmiştir:

"İnsanoğlunun şu üç şeyden başkasına gerçek manada ihtiyacı yoktur:

oturacağı evi, mahrem yerlerini örtecek elbisesi, ekmek ve su."

(Tirmiz1, Zühd: 30.)

192-

Abdullah bin Mes'fıd'dan (r.a.) şöyle rivayet edilir:

Hz. Peygamber (a.s.m.) bir dörtgen yaptı ve ortasından da dışa doğru çıkan

bir çizgi çekti. Bu ortadaki çizgiye yan taraflardan birkaç kısa çizgi daha

çektikten sonra şöyle buyurdu:

"Bu, [dörtgenin içindeki çizgi] insan. Bu da, [dörtgen] onu kuşatmış [yahut

sarmış] olan ecelidir. Dörtgenin dışında bulunan çizgi de onun arzularıdır.

Şu küçücük çizgiler ise insanın başına gelen hastalık, fakirlik ve musibet

gibi hallerdir. Bu çizgilerden biri olmazsa diğeri mutlaka insanoğlunu yakalar."

(Buharı, Rikak: 4; Tirmizı, Kıyame: 22; İbn Mace, Zühd: 27.)

193-

Hz. Aişe (r.anha) rivayet etmiştir:

Hz. Aişe, Urve'ye, "Ey kız kardeşimin oğlu, iki ay zarfında üç hilal görürdük

de Rasulullah'ın (a.s.m.) odalarında ateş yanmazdı" dedi.

Urve, "Öyle ise, teyze, nasıl geçiniyordunuz?"

Hz. Aişe, "İki siyah şeyle: hurma ve su. Ancak Rasulullah' ın (a.s.m.) Ensardan

sağmal hayvanları olan komşuları vardı. Rasulullah ' a (a.s.m.) ikram

ederlerdi. O da bize içirirdi" diye cevap verdi.

(Buhar!, Rikak: 18; Müslim, Zühd: 28; Tirmizl, Kıyame: 34.)

194-

Ebu Ümame'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasfılullah (a.s.m.) şöyle

buyurmuştur: __

"Nazarımda, dostlarımın en çok gıpta edileni; çoluk çocuğu az, namazdan

nasibini alan, Rabbine samimiyetle ibadet eden, yalnız olduğu zamanlarda

dahi Rabbine itaatten ayrılmayan, insanlar arasında parmakla gösterilecek

kadar şöhreti bulunmayan, geçimine yetecek kadar imkanı olup buna

sabreden kimsedir."

Rasfılullah (a.s.m.) daha sonra, elini kaldırarak şöyle buyurdu:

"Böyle birisinin ölümü çabuk, arkasından ağlayanları ve geride bıraktığı

mirası da azdır."

(Tirmizı, Zühd: 35.)

Hz. Aişe (r.anha) şöyle rivayet etmiştir:

Muhammed'in (a.s.m.) aile efradı, kendisi Medine'ye teşrif edişinden vefatına

kadar, üst üste üç gece buğday ekmeğinden doya doya yememiştir.

(Buharı, Rikak: 17; Müslim, Zühd: 20; İbn Mace, Et'ıme : 48.)

196-

İmran bin Husayn (r.a.), Rasfılullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet

etmiştir:

"Cennet bana gösterildi. Bir de baktım ki, cennetliklerin çoğunu fakirler

teşkil ediyordu. Daha sonra cehennem gösterildi. Bir de ne göreyim; cehennemliklerin

çoğu kadındır."

(Buhar!, Rikak: 16; Tirmizl, Cehennem: 11.)

197-

Abdullah bin Amr (r.a.), Rasfılullah ' ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet

etmiştir:

"Ancak geçimine yetecek kadar rızkı olan ve Allah'ın kendisine kanaat

nasip ettiği Müslüman kurtuluşa ermiştir."

(Tirmizl, Zühd: 35; Müslim, Zekat: 25.)

Hz. Aişe (r.a.), Rasfılullah'ın (a.s.m.) kendisine şöyle buyurduğunu rivayet

etmiştir:

"Ey Aişe! Eğer bana kavuşmak istiyorsan, dünya nimetlerinden bir yolcunun

taşıyabileceği kadar bir azıkla yetin. Zenginlerle birlikte olmaktan sakın

ve bir elbiseyi yamayıp giymedikçe, eskidi diye çıkarıp atma."

(Tirmizl, Libas: 38.)

199-

Ubeydullah bin Muhsin el-Ensar! (r.a.), Rasfılullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu

rivayet etmiştir:

"Hayatından emin, sağlığı yerinde ve günlük geçimini temin eden bir kişiye

, bütün dünya verilmiş gibidir."

(Tirmizl, Zühd: 34; İbn Mace, Zühd: 9.)

İbn Ömer'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasfılullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

"Allah'ı anmanın dışında fazla konuşmayın. Çünkü Allah'ı hatıra getirmeden

çok konuşmak kalbi katılaştırır. Allah'ın rahmetinden en uzak insan

ise kalbi katı insandır."

(Tirmizl, Zühd: 61.)

Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasfılullah (a.s.m.) şöyle

buyurmuştur:

"Şüphesiz bir kul, bazen fazla düşünmeden Cenab-ı Hakk'ın hoşnut olacağı

öyle iyi bir söz söyler ki, Allah onunla derecesini yükseltir. Ve yine kul,

hiç düşünmeden Cenab-ı Hakk'ın hoşlanmadığı öyle bir söz söyler ki, bununla

cehennemi boylar."

(Buharı, Rikak: 23; Tirmizl, Zühd: 12; İbn Mace, Fiten: 12.)

Hz. Abdullah' dan (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir:

Peygamberimiz (a.s.m.) bir hasır üzerinde uyumuştu. Kalktığında mübarek

vücudunda hasır izleri vardı.

106 •!• K Ü T Ü B - İ S İ T T E ' D E N S E Ç M E H A D İ S L E R

"Ya Raslllallah, sana yumuşak bir yatak alsaydık" dedik.

Rasulullah (a.s.m.) cevaben, "Dünya benim neyime? Benim dünya ile

alakam, ağaç altında biraz gölgelenip, sonra da kalkıp giden bir yolcuya

benzer" buyurdu.

(Tirmizt, Zühd: 44; İbn Mace, Zühd: 3.)

Ebu Hüreyre' den (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir:

Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah'a yemin ediyorum; öyle

zamanlar olurdu ki, açlığın şiddetinden karnımı yere yapıştırırdım. Bazen de

açlıktan karnıma taş bağlardım.

Yine böyle bir gün, Sahabllerin geçtikleri yol üzerinde oturmuştum. Ebu

Bekir (r.a.) uğradı. Ona, Allah ' ın kitabından bir ayet sordum. Beni ahi?. evine

götürür ve karnımı doyurur diye bekledim. Götürmedi. Sonra Omer

(r.a.) geçti. Ona da bir ayet hakkında fikrini sordum. Maksadım, karnımı doyurmasıydı.

O da benim açlığımın farkına varamayıp geçip gitti. Daha sonra

Ebu ' l-Kasım (a.s.m.) geldi. Beni görünce gülümsedi ve yüzümden durumumu

anladı.

"Ey Ebu Hüreyre!" dedi.

"Buyur, ya Rasulallah!" dedim.

" Peşimden gel" buyurdu.

Ben de kendisini takip ettim. Rasulullah (a.s.m.) evine girdi. Ben de içeri

girmek için müsaade istedim. Müsaade verdi, içeriye girdim. Rasulullah

(a.s.m.) bir bardak süt buldu. Ailesine, "Bu süt nereden geldi?" diye sordu.

"Filan kimse hediye getirdi" dediler.

Daha sonra, "Ey Ebu Hüreyre!" dedi.

"Buyur, ya Rasulallah!" dedim.

"Suffe ashabına git ve onları davet et. Onlar Müslümanların misafirleridirler.

Onların ne mal mülkleri, ne de aileleri vardır" buyurdu.

Hz. Peygamber'e (a.s.m.) bir sadaka geldiği zaman onlara gönderir, kendisine

bırakmazdı. Hediye geldiği zaman da onlara haber gönderir, kendisi

de bir miktar alır, gerisini onlara verirdi. Ehl-i Suffe'yi davet etmesi hoşuma

gitmedi.

"Bu süt, Suffe Ehli'ne çok az gelir. Halbuki ben buna daha çok muhtacım

. Biraz içip derman bulsaydım. Şimdi onlar gelecek. Rasulullah bana

emredecek; ben de bu sütü onlara ikram edeceğim. Neticede de bana ya

kalacak, ya kalmayacak" diye düşünüyordum. Ancak Allah ve Rasulü'ne

itaatsizlik edemezdim. Gidip onları davet ettim. Geldiler. İçeri girmek için

izin istediler. Rasulullah da (a.s.m.) onları içeri buyur etti. Eve girip yerlerini

aldılar. Peygamberimiz (a.s.m.), "Ey Ebu Hüreyre!" dedi. "Emret, ya Rasulallah!"

dedim. "Sütü al, onlara ikram et!" dedi.

Bardağı aldım ve sıra ile dağıtmaya başladım. Birine verince, kana kana

içiyor, sonra bardağı bana veriyordu. Bu şekilde Peygamberimize (a.s.m.)

kadar geldim. Orada bulunanların hepsi kana kana içmişti. Peygamberimiz

(a.s.m.) bardağı aldı ve elinde tutarak bana baktı. Gülümseyerek, "Ey Ebu

Hüreyre!" dedi. "Emret, ya Rasulallah!" dedim. "Sen ve ben kaldık" dedi.

"Doğru, ya Rasulallah!" dedim. "Otur ve iç" diye emretti. Oturup içtim. "Yine

iç" diye emretti. Oturup içtim.

"Yine iç" dedi. Ta, "Hayır, seni hak ile gönderen Zat'a yemin ederim ki,

artık içecek halim kalmadı" deyinceye kadar "İç, iç" demeye devam etti. En

sonunda, "Bana ver" dedi. Bardağı kendisine verdim. Allah'a hamd edip,

besmele çekti ve kalan sütü de kendisi içti.

(Tirmizl, Kıyame: 36; Müsned, 2:515.)

204-

Süfyan bin Abdullah es-Sakafi' den (r.a.) şöyle rivayet edilir:

Rasulullah'a (a.s.m.), "Ya Rasulallah, en çok neden korkmalı ve endişe

etmeliyim?" diye sordum.

Rasulullah (a.s.m.) dilini tuttu ve "İşte bu!" buyurdu.

(Tirmizl, Zühd: 60.)

D ü N y A H A Y A T I N I N F A N i L i G i •!• 109

Ümmü Habibe'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m.)

şöyle buyurmuştur: "İnsanoğlunun, iyiliği tavsiye, kötülükten sakındırma ve

Allah'ı zikredenin dışındaki bütün konuşmaları aleyhinedir (bunlardan dolayı

hesaba çekilecektir)."

(Tirmizl, Zühd: 62.)

206-

Ebu Said (r.a.), Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet

etmiştir:

" İnsanoğlu güne başlarken bütün azası, dile şöyle derler: 'Bizim hakkımızda

Allah'tan kork. Çünkü biz sana bağlıyız. Eğer sen doğru olursan, biz

de doğru oluruz. Eğer sapıtırsan, biz de yoldan çıkarız."

(Tirmizl, Zühd: 61; Müsned, 3:96.)

Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle

buyurmuştur:

"Mü'min, ekine benzer. Ekinden rüzgar eksik olmadığı gibi, mü'minden

de musibetler eksik olmaz. Kafir de çam ağacına benzer. Kökünden kesilip

yıkılıncaya kadar kıpırdamaz."

(Buhar!, Tevhid: 31; Müslim, Münafıkln : 58; Tirmizl, Edeb: 78.)

Vasile bin Eska'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m.)

şöyle buyurmuştur:

"Müslüman kardeşinin başına gelene gülme. Sonra Allah ona acıyıp kurtarır

da, belayı senin başına verir."

(Tirmizl, Sıfatü'l-Kıyame: 54.)

Atıyye es-Sa'd1 (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet

etmiştir:

"Kul, zarara düşme korkusuyla zararsız şeyleri dahi terketmedikçe müttaktlerden

olamaz."

(İbn Mace, Zühd: 24.)

Hz. Aişe (r.anha) şöyle demiştir:

"Musibet ve hastalıklardan dolayı Rasulullah'tan (a.s.m.) daha çok acı

çeken birisini görmedim."

(Buhar!, Merda: 2; Müslim, Birr: 44; İbn Mace, Cenfüz: 64.)

Ömer bin Hattab (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet

etmiştir:

"Eğer hakkıyla Allah' a tevekkül etseydiniz, sabahleyin kursakları boş olarak

çıkıp, akşamleyin yuvalarına tok dönen kuşlar gibi rızkınızı kolayca temin

ederdiniz."

(Tirmizl, Zühd: 33; İbn Mace, Zühd: 14; Müsned, 1:30.)

Ebu Hüreyre'den (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğu rivayet

edilmiştir:

"Kadın, erkek bir mü'minin canına, malına ve çocuklarına belalar gelir

de sabrederse, günahlarından temizlenmiş olarak Allah'a kavuşur."

(Tirmizl, Zühd: 56.)

Sa'd bin Ebu Vakkas' dan {r.a.) rivayet edilmiştir:

"Ya Rasulallah, en çok belaya maruz kalanlar kimlerdir?" diye sordum.

Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:

"Peygamberlerdir. Sonra sırasıyla onlara yakın olanlardır. Kul, imanı derecesinde

belalara maruz kalır. Dinine bağlılığı ne derece kuwetliyse, belalar

da o kadar şiddetli gelir. Dini yaşayışı zayıfsa, belalar da ona göre gelir. Kul,

dünyada hatasız olarak yürüyünceye kadar bela onun peşini bırakmaz. "

(İbn Mace, Fiten: 23; Müsned, 1:185; Tirmizl, Zühd: 57.)

Ebu Zer (r.a.), Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Şüphesiz, ben sizin görmediklerinizi görür, işitmediklerinizi de işitirim.

Gök adeta gıcırdar ve bu gıcırdaması da yerindedir. Çünkü gökyüzünde

dört parmaklık bir yer yoktur ki, orada bir melek Allah'a secde etmek için alnını

yere koymuş olmasın. Vallahi, benim bildiklerimi siz de bilseydiniz, az

güler, çok ağlardınız. Ve yataklarınız üzerinde hanımlarınızdan zevk almaz;

dışarıya fırlar, Allah'a yalvarıp yakarırdınız. İnanın, bu durum karşısında

ben, sonunda kesilip yok olacak, sorumluluktan uzak bir ağaç olmayı arzu

etmişimdir."

(Tirrnizl, Zühd: 9; İbn Mace, Zühd: 19.)

Hz. Hani' den (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir:

Osman, bir kabir başına vardığında gözyaşları sakalını ıslatıncaya kadar

ağlardı. Bunun üzerine kendisine, "Sen cennet ve cehennemi hatırlayıp ağlamıyorsun,

fakat şu kabrin başında ağlıyorsun" denildi.

Dedi ki:

"Rasulullah (a.s.m.) buyurdu ki; 'Kabir ahiretin ilk menzilidir. Eğer insan

bundan kurtulursa, gerisi kolaydır. Şayet buradan kurtulamazsa, sonrası daha

da zordur. Ben mezardan daha korkunç bir manzara asla görmedim.'"

(Tirrnizl, Zühd: 5; İbn Mace, Zuhd: 33; Müsned, 1:24.)

Enes bin Malik (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet

etmiştir:

"Allah mü'minin güzel amellerinin mükafatını karşılıksız bırakmaz. Dünyada

bazı nimetler verdiği gibi, ahirette de mükafatlandırır. Kafirler ise, işlemiş

olduğu iyi işlerin karşılığını dünyada görür. Ahirete gittiği zaman da,

mükafatını göreceği bir iyiliği kalmaz."

(Müslim, Sıfatü'l-Münafıkln: 56; Müsned, 3:123.)

Huzeyfe'den (r.a.) şöyle rivayet ediliyor:

Bir gün Rasulullah (a.s.m.) ile beraberken şöyle buyurdu:

"Müslümanların sayısı kaçtır?"

Biz, "Ya Rasulallah, sayımız altı, yedi yüz civarındayken bizim hakkımızda

bir endişe mi duyuyorsunuz?" dedik.

Bunun üzerine Rasfılullah (a.s.m.) şöyle cevap verdi:

"Şüphesiz, siz bazı bela ve sıkıntılara uğrayacağınızı bilemezsiniz."

Huzeyfe der ki; "Gerçekten, başımıza daha sonra öyle belalar geldi ki,

bazımız namazını gizlice kılmak durumunda kalıyordu."

(Müslim, İman: 235; İbn Mace, Fiten: 23.)

Cabir'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

"Dünyada rahat ve konfor içinde yaşayanlar, Kıyamette bela ve musibetlere

uğramış olanlara ne gibi sevaplar verildiğini gördüklerinde, dünyada

vücutlarının makaslarla parça parça edilmiş olmasını temenni edeceklerdir."

(Tirmizl, Zühd: 59.)

219-

Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle

buyurmuştur:

"Allah buyuruyor ki, 'Mü'min, kulumun samimi dostlarından birinin ruhunu

aldığım zaman, üzülür. Fakat mükafatını Allah'tan beklerse, onun için

ancak cennet vardır."'

(Buharı, Rikak: 6.)

Enes bin Mfilik'ten (r.a.) rivayet edilmiştir:

Hz. Peygamber (a.s.m.) zamanında iki kardeş vardı. Biri devamlı olarak

Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sohbetine katılır, ilimle uğraşırdı. Diğeri de çalışıp

kazanırdı. Birgün, işle uğraşan kardeş Hz. Peygamber'e (a.s.m.) gelerek diğeri

hakkında şikayette bulundu. Rasulullah (a.s.m.) ona şöyle cevap verdi:

"Senin onu minnet altında bırakmaya hakkın yoktur. Belki sen, onun yüzü

suyu hürmetine rızıklanıyorsun" buyurdu.

(Tirmizl, Zühd: 33.)

221-

Enes bin Malik'ten (r.a.) rivayet edilmiştir:

Bir zat, "Ya Rasulallah, deveyi bağlayıp da mı tevekkül edeyim, yoksa

salıverip de mi tevekkül edeyim?" diye sordu.

Hz. Peygamber (a.s.m.), "Bağla da öyle tevekkül et!" buyurdu.

(Tirmizl, Sıfatü'l-Kıyame: 60.)

Hz. Maviye (r.a.), Hz. Aişe'ye (r.a.) bir mektup yazarak, "Bazı şeyler yazarak

bana tavsiyede bulun. Ancak beni fazlaca yük altında da bırakma" dedi.

Hz. Aişe Muaviye'ye şöyle yazdı:

"Allah'ın selamı üzerine olsun! Ben Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu

işittim:

'Kim insanların gücenmesi pahasına da olsa Allah' ın rızasını kazanmak

düşüncesiyle iş yaparsa, Allah onu insanların kötülüğünden korur. Her kim,

116 •!• K Ü T Ü B - İ S İ T T E ' D E N S E Ç M E H A D İ S L E R

Allah' ın rızasını nazara almadan insanların gönlünü kazanmak için iş yaparsa,

Allah da onu insanların eline bırakır. Böylece felakete sürüklenir."

"Allah'ın selamı üzerinize olsun."

(Tirmizl, Zühd: 65.)

223-

Enes bin Malik'ten (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle

buyurmuştur:

"Kimin düşüncesi ahiret olursa, Allah ona gönül zenginliği verir, işlerini

kolaylaştırır. İstemediği halde dünya nimetleri de verilir. Kim ahireti unutup

sadece dünyayı düşünürse, Allah da fakirliği onun gözleri önüne diker, işlerini

darmadağın eder. Dünyada ise, ancak kendisine takdir edilen kadar verilir."

(Tirmizl, Sıfatü ' l-Kıyame: 30.)

Ümmü Selem' den (r.a.) rivayet edilmiştir:

Rasulullah'ın (a.s.m.) yanında bulunuyordum. Meymune de yanında idi.

Abdullah İbn Ümmü Mektt1m çıkageldi. Bu hadise örtünme emri geldikten

sonra olmuştu. Rasulullah (a.s.m.) bize, "Örtününüz!" diye emretti.

"Ya Rasulallah, bu ama değil mi? Bizi ne görür ne de tanır" dedik.

Peygamberimiz (a.s.m.), "Peki siz de mi körsünüz? Onu görmüyor musunuz?"

buyurdu.

(Tirmizl, Edeb: 29; EbQ DavQd, Libas: 34.)

Abdullah İbn Mes'ud (r.a.), Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu

rivayet etmiştir:

"Kim geçim sıkıntısından dolayı insanlara dert yanarsa, onun ihtiyacı giderilmez,

açığı kapanmaz. Fakat kim geçim darlığını, Alah'a arz ederse, Allah

onun sıkıntısını giderir, bolluğa çıkarır."

(Tirmizl, Zühd: 18.)

226-

Sa'd bin Ebu Vakkas'tan (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.)

şöyle buyurmuştur.

"Allah tarafından kendisine takdir olunana razı olmak, insanoğlunun

mutluluğunu ifade eder. Allah'tan iyilik ve hayır dilemeyi terk etmesi, Allah'ın

kendisi için takdir ettiğine razı olmaması ise, insanın bedbahtlığını gösterir.

(Tirmizl, Kader: 15.)

Enes bin Malik (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet

etmiştir:

"Sevabın çokluğu, belanın büyüklüğüne göredir. Allah bir topluluğu sev118

•!• K Ü T Ü B - İ S İ T T E ' D E N S E Ç M E H A D İ S L E R

diği zaman, onları muhtelif musibetlerle imtihan eder. Kim bu musibetleri

sabırla karşılarsa, Allah ondan hoşnut olur. Ve kim musibetleri sabır ve tevekkülle

karşılamaz, isyan ederse, o da Allah'ın gazabına müstehak olur."

(Tirmiz1, Zühd: 57; İbn Mace, Fiten: 23.)

Enes bin Malik'den (r.a.), Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu

rivayet etmiştir:

"Allah bir kulunun iyiliğini istediği zaman, cezasını bela ve musibetlere

maruz bırakarak dünyada verir [Böylece günahlardan arındırır]. Onun kötülüğünü

istediğinde de, günahlarının cezasını dünyada vermez, tehir eder. Ta

ki, Kıyamet Gününde daha şiddetli çeksin."

(Tirmiz1, Zühd: 57; Müsned, 4:87.)

Allah'ın kulu için kötülük istemesi mecazi anlamda olsa gerektir. Çünkü

O hiçbir kulunun kötülüğünü istemez. Kul kötülüğe yönelip ısrar ederse, Allah

da onun için kötülük ve şer yolunu kolaylaştırır ve sonuçta kul kendi akıbetini

belirlemiş olur.

Ebu Hüreyre (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Emanet kaybolduğu zaman Kıyameti bekleyiniz!"

Ebu Hüreyre, "Ya Rasulallah, emanet nasıl kaybolur?" diye sordu.

Rasulullah (a.s.m.), "İşler ehil ve layık olmayan kimselere bırakıldığı zaman

Kıyameti bekleyiniz!" diye cevap verdi.

(Buharı, Rikak:35.)

230-

Hz. Aişe'nin (r.anha) rivayetine göre Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurdu:

"Doğruluktan ayrılmayın. İyilik ve ibadetlerinizde aşırıya kaçmayın . Müjdeler

olsun! Hiç kimse yaptıklarıyla cenneti kazanamaz."

"Siz de mi, ya Rasulallah ?" dediler.

"Evet, ben de. Ancak Allah'ın rahmet ve fazlıyla girebilirim. İyi bilin ki,

Allah katında en makbul amel, az da olsa, devamlı olanıdır" buyurdu.

(Müslim, Sıfatü ' l-Munafıkln: 78.)

İnsan neden sevaplarıyla, ibadetleriyle cennete giremez? Neden cennete

Allah ' ın lütuf ve ihsanıyla girilebilir? Allah Rasulü, "Ben dahi Allah ' ın lütfu

olmazsa cennete giremem" derse, biz ne yapabiliriz?

Her şeyden önce, ibadetlerimizi cennete girmek için yapmadığımızı, önceden

bize verilen nimetlere karşılık olduğunu iyi bilmeliyiz. Geçmişte neler

verildiğini kısaca hatırlayalım: Yokluk aleminde kalmadık, cansız kalmadık,

bir bitki veya hayvan olarak yaratılmadık. İnsanlık verildi. En güzel organ ve

duygularla donatıldık. Ruh, akıl, fikir ve çeşit çeşit kabiliyetlere kavuştuk.

Yeryüzü bir köşk, bahar bir halı, ay takvim, güneş avize, bitki ve hayvanlar

birer hizmetçi, biz de o köşke efendi yapıldık. İmanı bulduk, sıhhate erdik.

İşte bütün bunlar bizim peşin aldığımız ücretlerimiz. Ve biz bu ücrete karşılık

ibadetle mükellefiz. Bütün ömrümüzü ibadetle bile geçirsek, bu nimetlerin

şükrünün yüzde birini ödeyemeyiz. Aldığımız bunca nimetin şükrünü dahi

ödeyemezken, nerede kaldı ki cenneti kazanmış olalım? İşte bunun içindir

ki, cennet bir ikramdır, bir lütuftur ve bir ihsandır. Kazandığımız için değil,

Allah'ın lütfü olarak gireriz cennete.

Ebu Ümame'den (r.a.), Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet

etmiştir:

"İnsanların Allah'a en yakın olanı, önce selamı verendir (barışı ve huzuru

yayandır)."

(Ebu Davud, Edeb: 133.)

232-

Urse'l-Kindl'den (r.a.), RasUlullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet

etmiştir:

"Bir yerde kötü bir şey yapıldığı zaman, onu görüp de ondan hoşlanmayan

kimse, sorumluluk itibarıyla orada bulunmayan kimse gibidir. Orada

bulunmadığı halde, yapılan kötülükten haz duyan, hoşlanan kimse de, onu

görüp o kötülükten hoşlanan kimse gibidir, günahına ortak olur."

(Ebu Davüd, Fiten-Melahim: 17.)

Ebu Zer'in (r.a.) rivayetine göre Rasulullah (a.s.m .) şöyle buyurmuştur;

"Allah üç grup insanı sever ve üç grubu da sevmez.

Sevdikleri şunlardır:

(1) Bir adam, bir cemaate gelerek onlardan aralarındaki akrabalığa göre değil,

Allah rızası için bazı isteklerde bulunur; ancak vermezler. Onların biri kalkar,

gizlice verir. Bunu ancak Allah ve kendisi bilir.

(2) Geceleyin yol alan

bir topluluk uykunun daha tatlı geldiği bir anda uykuya dalarlar. İçlerinden

birisi kalkıp, Allah'ın ayetlerin· okur.

(3) Düşmanla karıştıklarında askeri birlikleri

yenilmiş, bozguna uğramış, ancak tek başına şehid veya muzaffer

oluncaya kadar düşmana karşı hücuma devam eder.

Allah'ın sevmediği üç kişi de şunlardır :

(1) yaşlı olmasına rağmen zina yapan ihtiyar,

(2) büyüklük taslayan fakir,

(3) zulmeden zengin."

(Tirmizi, Cennet: 25; Nesei, Zekat: 75.)

Irbad bin Sariye (r.a.) rivayet ediyor:

Hz. Peygamber'le (a.s.m.) birlikte Hayber'e vardık. Hayber'in reisi zalim

ve cebbar biriydi. Hz. Peygamber'in (a.s.m.) yanına gelip şöyle dedi:

"Ey Muhammed, eşeklerimizi boğazlamaya, meyvelerimizi toplayıp yemeye

ve hanımlarımızı dövmeye hakkımız var mı? Bunları yapabilir miyiz?"

diye sordu.

Hz. Peygamber (a.s.m.) bu sözlere çok kızdı ve "Ey Avf oğlu! Atına bin

ve insanları şu sözlerle toplamaya çağır: 'Heey! Cennete girecek olanlar, ancak

mü'minlerdir. Haydi, namaz için bir araya gelin!"'

Bunun üzerine orada bulunanlar bir araya geldiler. Hz. Peygamber

(a.s.m.) onlara namaz kıldırdı ve sonra kalkıp şöyle buyurdu:

"İçinizde, süslü tahtına kurulmuş bir kimse, Allah'ın şu Kur'an'dakilerin

dışında, başka bir şeyi yasaklamadığını mı sanıyor? Şunu iyi bilin ki, ben de

birçok konuda size tavsiyelerde bulundum, birçok şeyleri emrettim, birçok

şeyleri de yasakladım . Bunlar Kur'an ayetleri kadar, belki da ha da çoktur.

Yine şunu iyi bilin ki, Allah Teala Ehl-i Kitabın [Hristiyan ve Yahudilerin]

ödemeleri gereken vergiyi size verdikleri takdirde, evlerine izinsiz girmenize,

kadınlarını dövmenize ve meyvelerini yemenize müsade etmemiş, bu gibi

şeyleri yapmanızı helal kılmamıştır. "

(EbO DavO.d, İmare:33.)

Hz. Aişe' den (r.a.) rivayet edilmiştir:

Rasulullah (a.s.m.) bir gece yanımdan ayrılıp gitti. Kıskançlık duydum.

Dönüp geldiğinde durumumu fark etti. Bana, "Neyin var, Aişe, yoksa kıskandın

mı?" diye sordu.

Ben, "Benim durumumda birisi, senin gibi bir zatı hiç kıskanmaz mı? "

dedim.

"Şeytanın mı geldi yoksa?" dedi. "Ya Rasulallah, şeytan yanımda mı ki?"

dedim. "Evet, yanında" buyurdu. "Her insanın şeytanı da yanında mıdır?"

dedim. "Evet" dedi.

"Senin de mi, ya Rasulallah?" dedim.

D ü N Y A H A Y A T I N I N F A N İ L İ G İ •!• 123

"Evet, benim de var. Ancak, Rabbim bana yardım etti de benim şeytanım

Müslüman oldu" buyurdu.

(Müslim, Sıfatü ' l-Münafıkin: 70.)

236-

Ebu Hüreyre (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"'Allah şöyle buyurur: 'Ey insanoğlu! Bana kulluk yapmak için dünya

nimetlerinden vazgeç ki, sana gönül zenginliği ihsan edeyim, ihtiyaçlarını gidereyim.

Şayet böyle yapmazsan, seni meşguliyetler içerisinde bunaltır, ihtiyaçlarını

da gidermem."

(Tirmiz1, Sıfatü ' l-Kıyame: 30; İbn Mace, Sıfatü'l-Kıyame : 2.)

237-

Ebu Hüreyre (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Kendisine ihsan edilen nimetlerden istifade edip de şükreden kimse,

oruçtan gelen sıkıntıya sabredenin derecesine erer."

(Buhafı, Et'ıme: 56; TirmiZı, Sıfatü' l-Kıyame: 43; İbn Mace, Sıyam : 55.)

238-

Hz. Esma' dan (r.a.) rivayet edilir:

Rasulullah (a.s.m.) bana, "Muhtaçlara ver ve verdiğini de sayma ki, Allah

da sana sayısız ikramlarda bulunsun. Elinde bulunan malı biriktirip tutma ki,

Allah da fazlından bol bol versin" buyurdu.

(Buharı, Zekat: 21; Müslim, Zekat: 88; Ebu Davud, Zekat: 46; Nesel, Zekat: 62.)

239-

İbn Abbas (r.a.) dan rivayet edilmiştir:

Bir gün Rasulullah'ın (a.s.m.) terkisinde bulunuyordum. Bana, "Ey delikanlı,

sana bazı şeyler öğreteyim" dedi ve şöyle buyurdu:

"Sen Allah'ın emir ve yasaklarını koru ki, Allah da seni korusun. Allah'ın

emir ve yasaklarına riayet et ki, O'nun yardım ve inayetini daima yanında

bulasın. Bir şey isteyeceğin zaman Allah'tan iste. Bir yardım dileyeceğin zaman,

Allah'tan yardım dile. Ve şunu da bil ki, bir konuda yardım etmek

maksadıyla bütün millet bir araya gelse, Allah'ın senin için takdir etmiş olduğundan

öte bir yardımda bulunamazlar. Sana zarar vermek maksadıyla

hepsi bir araya gelseler, yine Allah'ın senin hakkında takdir ettiğinden öte

bir zarar veremezler. Kalemler kaldırılmış, sahifeler kurumuştur [Meydana

gelecek her şey, önceden tespit ve takdir olunmuştur]."

(Tirmizl, Sıfatü'l-Kıyame: 59; Müsned, 1:293.)

240-

Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle

buyurmuştur:

"Bir kötülük gizli kaldığı zaman, yalnız yapana zarar verir. Ancak, açıkça

yapılıp da önlenmezse, zararı herkese olur."

(Manslır Ali Nasıf, Tac: 5: 686.)

Hasan (r.a.) Rasulullah' ın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Seni şüpheye düşüren şeyleri bırak, düşürmeyenlere yönel. Çünkü doğruluk

rahatlatır; yalan sıkıntıya atar."

(Tirmizl, Sıfatü'l-Kıyame: 60.)

242-

Ebu Said Hudrt (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet

etmiştir:

"Kim helalinden yer, sünnete göre hareket eder, insanlara kötülük ve eziyet

etmezse cennete girer."

Bunun üzerine bir zat, "Ey Allah'ın Rasulü, bugün insanlar arasında böyleleri

çoktur" dedi.

Rasulullah (a.s.m.), "Benden sonraki asırlarda da olacaktır" buyurdu.

(Tirmizl, Kıyame: 60.)

Üsame bin Zeyd'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.)

şöyle buyurur:

"Kıyamet Günü bazı kimseler getirilip cehenneme atılır. Orada bağırsakları

çıkarılan adam, eşeğin değirmenin çevresinde döndüğü gibi bağırsağının

etrafında döndürülür. Cehennemlikler onun etrafında toplanıp 'Ey filan, sana

ne oldu böyle? Sen dünyada iken iyiliği tavsiye edip, kötülükten sakındırmaz

mıydın?' derler.

"O da, 'Evet' der. 'Ben iyilikleri tavsiye ederdim, fakat kendim yapmazdım.

Kötülüklerden sakındırırdım, fakat kendim uymazdım' diye cevap verir."

(Müslim, Zühd: 51; Müsned, 5:205.)

244-

Hz. Cabir' (r.a.), Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"İblis, tahtını denizde kurar. Sonra insanları aldatmak için askerlerini bölük

bölük gönderir. İblisin askerlerinin mertebece en aşağı olanı, fitnesi en fazla

olanıdır. Onlardan birisi İblis' e gelir ve 'Şöyle şöyle yaptım' der. İblis ona,

'Sen hiçbir şey yapmış sayılmazsın' diye karşılık verir. Bir diğeri gelir, 'Filan

kimsenin karısı ile arasını açıncaya kadar yakasını bırakmadım' der. İblis bu

askerini kendisine yaklaştırır ve 'Sen ne kadar iyisin' diyerek iltifatta bulunur."

(Müslim, S. Münafıkln: 67.)

Abdullah İbn Mes'ud (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:

Hz. Peygamber (a.s.m.), "Sözlerinde ve işlerinde haddi aşanlar helak olmuştur"

buyurdu ve bunu üç defa tekrarladı.

(Müslim, İlim: 7; Ebu Davud, Sünnet: 5.)

Hz. Ebu Bekir (r.a.) Allah'a hamdüsena ettikten sonra şöyle dedi:

"Ey insanlar! Siz şu ayeti okuyorsunuz da uygun olmayan yerde tatbik

ediyorsunuz:

'"Ey iman edenler, siz kendinizi düzeltmeye bakınız. Siz doğru yolda olduktan

sonra, başkasının sapıklığı size zarar vermez (Mfüde Suresi, 105).'

Halbuki biz Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu işittik: 'Eğer insanlar

bir zalimi görüp de güçleri yettiği halde zulmüne mani olmazlarsa, Allah öyle

bir bela verir ki, hepsine birden isabet eder.'"

(İbn Mace, Fiten: 20; Ebu Davud, Fiten: 17: Tirmizl, Fiten: 8.)

247-

Abdullah bin Amr'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.)

şöyle buyurmuştur:

"Sizin en hayırlınız, ahlakı en güzel olanınızdır."

(Buhar!, Edeb: 38; Müslim, Fezfül: 68; Tirmizl, Birr: 48;

EbO DavOd, Sünnet: 14; İbn Mace, Zühd: 31.)

 

Kütübü Sitte'den Seçme Hadisler

 

Günün Hadisi>


Günün Kitabı

Günün Kitabı

Mevlid Kandili ve Peygamber Sevgisi

Kütübü Sitte'den Seçme Hadisler