Muhammed Mustafa SAV

Muhammed Mustafa SAV

Muhammed Mustafa SAV
Anasayfa Yazılar Şiirler Kitaplar Fotoğraflar Salavat Nükteleri Hayatı Multimedya e Kitap Linkler Ziyaretçi English

Kütübü Sitte'den Seçme Hadisler

Cemal Uşşak

(1953 - 2016)

 

Bölüm 9
İman - İslâm

Kainatta en yüce hakikat imandır. İman kısaca bütün mahlukatın Yaratıcısı olan Allah'ı tanımak, inanmak, emir ve yasaklarını kabullenip, boyun eğdiğini ifade etmek olarak tarif edilebilir.

İman, inanma niyeti, arzusu ve isteğinden sonra Allah'ın, insanın kalbine Yerleştirdiği bir nur ve bir ışıktır. Bu nurla Cenab-ı Hakk' ın mahlukatına bakan bir kimse, aynı Yaratıcıya ait olmaktan gelen bir duygu ile onlarla kaynaşır ve bir güven duygusu içinde olur. İman , kainatta sürmekte olan bin bir rnusibet, zorluk ve sıkıntılara karşı en büyük dayanma gücüdür. Çünkü tnü'min, her şeye sahip, her şeyin dizgini elinde ve her şeye hükmeden bir Yaratıcıya inanmış, O'na dayanmıştır.

İman, Cenab-ı Hakk' ın varlığı ve birliğini kabul etmekle beraber, imanı esasları da kabullenmek, tasdik etmek ve doğrulamaktır. Çünkü herbir iman esası diğeri ile bağlıdır, birbirinden ayrılmaz. İslam ise, Cenab-ı Hakk'ın emir Ve Yasaklarına teslim olma, taraftar olma ve itaat etmedir. Kainatın Rab bine Ve O'nun peygamberilerine inanan bir kimse, onlar vasıtasıyla gelen emirleri kabullenmek ve onlara teslim olmak mecburiyetindedir. Binaenaleyh, İslarniyet' in emir ve yasaklarını kabul etmeyen bir kimse kurtuluşa eremeyeceği gibi, iman esaslarını kabul etmediği halde, İslam ' ın meselelerine taraftar olan veya tatbik eden bir kimse de ebedi saadete eremeyecek, bunun karşılığında bir şey göremeyecektir.

İman , bir bakıma insanın vazifelerini ve sorumlulukların belirleyen İslam' dan önce gelir. Yani insan önce inanacak, sonra da inancının gereği olan amellerde bulunacaktır. Bu hususu teyit eden bir hadis, Cündüb b. Abdullah 'tan (r.a.) şöyle rivayet edilir:

"Biz ergenlik çağına ermek üzere olan birer genç iken Hz. Peygamber'le (a.s.m.) beraberdik. Biz Kur'an-ı Kerim'i öğrenmeden önce, imanı öğrendik. Daha sonra Kur'an'ı öğrendik. Kur'an sayesinde de imanımız arttı ve kuvvetlendi

(İbn-i Mace, Mukaddime: 61).

 

İlahi kitabımız Kur'an-ı Kerim'e inanmak da imanın bir şartıdır. Ancak Peygamberimiz (a.s.m.) bu gençlere, Kur'an-ı Ker1m'in meselelerini telkin etmiş ve öğretmiştir. Bundan sonra, onlar Kur' an' ı okuduklarında imanları daha da artmış, meselelerine daha kuvvetli ve şuurlu bir şekilde sahip çıkmışlardır. İmanın esasları ve İslam'ın şartları ayet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde açıkça belirtilmiştir. Bazı hadislerde bu şartların farklı sayı ve sırayla zikredilmesi ondan ibaret olduğu manasına gelmez. Peygamberimiz (a.s.m.) muhatabın durumuna ve şartlarına göre, onun için daha ziyade ehemmiyetli olan esasları öncelikle zikretmiştir.

Bu bölümdeki bazı hadislerde, Şunu şunu yapan bizden değildir" veya "Kişi şunları yapmadıkça iman etmiş olmaz" gibi ifadeler yer alır. Bunlarla imanın bizzat kendisi değil, mükemmel ve olgun bir iman mertebesi kastedilmiştir. Çünkü imanın zerreden güneşe, en alt seviyeden en yükseğe kadar dereceleri vardır. Enes bin Malik' in (r.a.) rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurur:

"Hiçbiriniz, kendisi için arzu ettiğini, kardeşi için de arzu edip istemedikçe iman etmiş olmaz." Bir kimsenin kendisi için arzu ettiğini kardeşi için de istemesi elbette büyük bir fazilet ve fedakarlıktır. Ancak iman esaslarının belirtilmiş olduğu ayet ve hadislerde böyle bir şart ve esas yoktur. Öyle ise burada kastedilmiş olan mükemmel ve tam bir imandır. Bu çeşit fiil ve davranışlar insanın imanının mükemmelliğini ve kuvvetini ortaya koyar.

 

635-

İbn Ömer (r.a.) Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "İslam beş esas üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'inde Allah'ın elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek Ramazan orucu tutmak ve hacca gitmektir."

(Tirmizî, İman: 3; Tirmizî, İman: l; Müslim, İman: 21.)

 

636-

Enes (r.a.) Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kimde üç haslet bulunursa, o kimse imanının lezzetini almış olur: (1) Sevdiğini ancak Allah için sevmek, (2) Allah ve Rasulü'nü her şeyden daha çok sevmek, (3) Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra, tekrar küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına nefret etmek.

(Tirmizî, İman: 16; Nesel, İman: 2: Müslim, İman: 68.)

 

637-

Enes'in (r.a.) rivayetine göre Hz. Peygamber (a.s.m.) şöyle buyurmuştur: "Lailahe illallah deyip, kalbinde bir arpa ağırlığınca imanı olan kimse [günahları karşılığında ceza gördükten sonra] cehennemden çıkar. Llilahe illallah deyip de, kalbinde bir buğday ağırlığınca imanı olan kimse, cehennemden çıkar. Ve Lailahe illallah deyip de kalbinde zerre kadar iman bulunan kimse, cehennemden çıkar."

(Buhari, İman: 41.)

 

638-

Ömer (İbn Hattab) (r.a.) rivayet etmiştir:

Hz. Peygamber'in (a.s.m.) yanında oturuyorduk. Elbisesi beyaz ve saçı simsiyah olan bir zat aniden yanımıza geliverdi. Üzerinde yolculuk eseri görünmüyor; bizden de hiç kimse onu tanımıyordu. Bu zat, hemen Hz. Peygamber'in (a.s.m.) yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uylukları üzerine koydu. Sonra dedi ki:

"Ya Muhammed, İslam nedir?"

Rasulullah (a.s.m.), "İslam , Allah'tan başka ilah olmadığını ve benim Allah'ın elçisi olduğumu kabul etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir" buyurdu.

Bu zat, " Doğru söyledin" dedi.Ömer der ki, "Biz buna hayret ettik. Çünkü hem kendisi soruyor, hem de tasdik ediyordu."

Sonra bu zat, "Ya Muhammed, iman nedir?" dedi.

Rasulullah (a.s.m.), "İman Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, Ahiret Gününe ve kadere-hayrına ve şerrine-inanmandır" buyurdu.

Bu zat, "Doğru söyledin" dedi.

Ömer der ki, "Biz buna da şaştık. Çünkü hem soruyor, hem de tasdik ediyordu."

Bu zat daha sonra "Ya Muhammed, ihsan nedir?" diye sordu.

Rasulullah (a.s.m.), "Allah'a, O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir.

Çünkü gerçekten sen O"nu göremiyorsan da, O seni muhakkak görür" buyurdu.

Soru soran zat bu defa, "Kıyamet ne zaman kopacaktır?" diye sordu.

Rasulullah (a.s.m.) , "Bu hususta soru sorulan, sorandan daha fazla bilgi sahibi değildir" buyurdu.

O zat "O halde alametleri nelerdir?" dedi.

Hz. Peygamber (a.s.m.), "Cariyenin efendisini doğurmasını ve yalın ayak, çıplak, yoksul hayvan çobanlarının yüksek binalar yapmakta birbirleriyle yarıştıklarını görmendir" buyurdu.

Ömer bin Hattab der ki, "Üç gün sonra Rasulullah (a.s.m.) bana rastladı Ve "O zat kimdir, biliyor musun?" dedi. "Allah ve Rasulü en iyisini bilir" dedim.

"O Cibril'dir. Size dininizin esaslarını öğretmeye geldi" buyurdu .

(Buharı, İman : 39; Tirmizi, İman : 4; İbn Mace, Mukaddime 63; Nesei, İman : 5.)

 

639-

Enes bin Malik' den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur: "Her kim, hiçbir şeyi Allah'a ortak koşmadan, tam bir ihlas ile O'nun birliğine inanarak, O'na ibadet ederek, namazı dosdoğru kıldığı ve zekatı verdiği halde dünyadan ayrılırsa, Allah kendisinden razı olarak ölmüş olur."

(İbn Mace, Mukaddime: 9.)

 

640-

Enes'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

"Hiçbir kul, ben kendisine ailesinden, malından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça tam manasıyla iman etmiş olamaz."

(Müslim, İman: 69; Tirmizî, İman : 14.)

 

641-

 Temim Darl'den (r.a.) rivayet edilmiştir: Hz. Peygamber (a.s.m.), "Din nasihattan ibarettir" buyurdu.

Biz, "Kim için?" diye sorduk. "Allah için, kitabı için, peygamberi için, Müslümanların imamları ve bütün Müslümanlar için" diye cevap verdi.

(Müslim, İman : 95.)

 

Nasihat, dini ayakta tutmaya vesile olacak bütün faaliyetleri içine alan kapsamlı bir sözdür.

Hadis-i şerifte geçen "Allah için nasihat", O'na iman etmek, emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak ve insanları da buna davet etmektir. "Kitap için nasihat", Kur' an-ı Ker1m'i öğrenmek, hükümleri ile amel etmek ve insanları bu yola yöneltmektir.

"Peygamberi için nasihat", Peygamberimize (a.s.m.) ve her hususta sünnetine uymaktır.

"Müslümanların imamları için nasihat", Allah ve Rasulü'ne itaat eden idarecilere uyup, itaat edip isyan etmemektir.

"Bütün Müslümanlar için nasihat" ise, Müslümanları dünya ve ahiret saadetine yöneltmektir.

 

642-

Abdullah bin Amr bin As'tan (r.a.) rivayet edilmiştir:

Birisi Hz. Peygamber'e (a.s.m.), "Müslümanların hangisi daha hayırlıdır diye sordu.

Rasulullah (a.s.m.), "Elinden ve dilinden, diğer Müslümanların selamette ve emniyette olduğu kimsedir" buyurdu.

(Müslim, İman: 64; Tirmizî, İman: 11; Nesel, İman: 11.)

 

643-

Muaz el-Cühenl'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

"Verdiğini Allah için veren, vermediğini Allah için vermeyen; sevdiğini Allah için seven, sevmediğini de Allah için sevmeyen kimse, imanını kemale erdirmiş olur."

(Tirmizî, Kıyame: 60; Ebu Davud, Sünnet: 15.)

 

644-

Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m.) Şöyle buyurmuştur:

"İmanın altmış yahut yetmiş küsur şubesi vardır. Bunların en üstünü 'Ll ilahe illallah' sözüdür. En aşağısı ise, yoldan eziyet verecek şeyleri gidermektir. Haya da imanın bir şubesidir."

(Tirmizî, İman: 9; Nesel, İman: 16; Müslim, İman: 58.)

 

645-

Ubade bin Samit (r.a.) şöyle rivayet ediyor:

Rasulullah (a.s.m.), etrafında Ashabından bir cemaat bulunduğu bir sırada şöyle buyurdu:

"Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, çocuklarınızı öldürmemek, kendiliğinizden uyduracağınız bir yalanla kimseye iftira etmemek ve hiçbir iyi işe karşı gelmemek üzere bana biat edip söz veriniz. Sözünde duranlarınızın mükafatını Allah verecektir. Bu söylediklerimden birini yapıp da, bundan dolayı dünyada bir sıkıntıya maruz kalan olursa bu onun ' günahlarına keffaret olur. Bu yasakladıklarımdan birini yapıp da, yaptığını Allah örterse, işi Allah'a kalır: onu dilerse affeder, dilerse cezalandırır."

Biz de bu şartlar üzerine ona biat ettik.

(Müslim, HudCıd: 41; Tirmizî, Menakıbü ' l-Ensar: 43.)

 

646-

Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet etmiştir:

Rasulullah'a (a.s.m.), "Kıyamet Gününde senin şefaatinden en çok nasibi olan kimdir?" diye sordum.

Peygamberimiz (a.s.m.), "Ey Ebu Hüreyre, senin hadis konusundak aşırı merakını bildiğim için bir başkasının bunu senden önce sormayacağını gerçekten tahmin etmiştim. Kıyamet Günü şefaatimden en çok nasib olan, kalbinden 'La.ilahe illallah' diyen kimsedir" buyurdu.

(Buhari, Rikak: 51.)

 

647-

İbn Abbas' dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

"Şurası muhakkaktır ki, Allah, ümmetimden yanlışlık, unutkanlık ve zorlama neticesi meydana gelen günahı kaldırmış, onları günah saymamıştır . "

(İbn Mace, Talak: 16.)

 

648-

Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m.) Şöyle buyurmuştur:

"İçinizden birine, şeytan vesvesesiyle gelir ve 'Şunu kim yarattı , bunu kim yarattı?' diye sorar. Hatta, 'Rabbini kim yarattı?' diyene kadar soru sormaya devam eder. İş bu noktaya vardığında, o kimse Allah' a sı-ğınsın ve orada durup kalsın."

(Müslim, İman : 214; Buhful, Bedü'l-Halk: 11.)

Allah vardır, birdir, zamandan ve mekandan münezzehtir. Her şey Ona muhtaçtır, O hiçbir şeye muhtaç değildir. Bütün kemal sıfatlarına sahip, bütün noksanlıklardan münezzehtir. Her şey O'nun "Ol" demesiyle olmuştur. Yaratılanların hiçbirine benzemez. Yaratılmak, adı üstünde; yaratılanlara mahsus bir sıfattır. Halbuki Allah yaratıcıdır. "Sani-i kainat, [kainatın sanatkarı], kainat cinsinden değildir" sözünden anlaşılacağı gibi, kainattaki varlıklara ait sıfatları yaratıcıya izafe etmek, "yaratıcı " ve "yaratılan" manalarını anlamamak demektir. Keza, yaratılanın yaratıcı olamayacağı gerçeğinden habersiz oluşun da bir ifadesidir.

Aslında, "Allah'ı kim yarattı?" şeklindeki bir sorunun kaynağı, Allah ' ı ve yaratıcı kavramını tanımamaktır. Halbuki Allah bütün varlık alemini dolduran eserleriyle kendisini tanıtmaktadır. Çiçeklerden yıldızlara, atomlardan galaksilere kadar bütün kainat, O'nun isimlerinin tecelllleriyle nakış nakış işlenmiştir.

Bize düşen bu tecelllleri görüp, eserden müessire intikal ederek, Rabbimize kul ve muhatap olmaktır. Nitekim Hz. Peygamberimiz (a.s.m.), bir başka hadislerinde, bizi Allah'ın eserleri üzerinde düşünmeye teşvik ederken, zatını düşünmekten kaçınmaya çağırır.

Esasen, Allah'ın azametini kalblere yerleştirdikten sonra, bu çeşit vesveselere de yer kalmaz. Onun içindir ki, "Allahü Ekber" sözünü her vesileyle tekrarlamamız istenmiş ve ibadetlerimizde sıklıkla yer verilmiştir . "Allahü Ekber" sözü, bizi maddi alemin kayıt ve sınırlarından kurtarıp, Allah'a kul ve muhatap olma seviyesine çıkarabilecek bir anahtardır.

Sözü, Rabbimizin ezeli hitabı olan Kur'an'a bırakalım. Rabbimiz İhlas Suresi'nde şöyle buyuruyor:

"De ki: O, Allah'tır, birdir. Allah Samed'dir [Her şey Ona muhtaçtır. O hiçbir şeye muhtaç değildir]. O doğurmamış ve doğurulmamıştır [Çünkü doğan ve doğuran ilah olamaz]. Hiçbir şey O'na eş veya denk değildir."

 

649-

Abdullah (r.a.) şöyle rivayet ediyor:

Rasulullah'a (a.s.m.) vesvese hakkında sual sordular. "O halis imandır" buyurdu.

(Müslim İman : 211 .)

Hadiste sözü edilen vesvese, kişiyi iman ve İslam hakikatleri konusunda ciddiyete ve uyanıklığa sevk eden, lakaytlığı ve uyuşukluğu atmaya vesile olan vesvesedir.

Bu nevi vesveseler, bir imtihan yeri olan bu dünyada, kişinin imanını tahkike yükseltmesi için bir teşvik manasını da alabilirler. Bunların ikazıyla insan, iman hakikatleri konusunda araştırmaya ve tefekküre koyulur. İmanını daha halis, daha safi duruma getirebilir.

 

650-

Abdullah İbn Mes'fıd (r.a.) Rasfılullah ' ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Allah ' ın benden önceki ümmetlere gönderdiği hiçbir peygamber yoktur ki, o peygamberin ümmetinden havarileri ve sünnetine tabi olan, emirlerine uyan yakın arkadaşları olmasın. Sonra, onların ardından, yapmadıklarını söyleyen ve yapılması istenmeyen şeyleri yapan birtakım kötü nesiller meydana çıkar. İşte bunlara karşı kim eliyle mücahede ederse, o mü'mindir. Kim onlara karşı diliyle mücahede ederse, o da mü'mindir. Kim onlara karşı kalbiyle mücahede ederse, o da mü'mindir. Ama bunun ötesinde, imandan bir hardal tanesi bile yoktur."

(Müslim, İman : 80.)

Daha önce geçen, "Din nasihatten ibarettir" hadisinden ve yukarıdaki hadisten de anlaşılacağı üzere bir mü'min gerek çevresinde, gerekse cemiyet içinde kötülük veya dince yasak olan bir hareketi gördüğü zaman; eğer gücü Yetiyorsa ve def etme imkanına sahipse, ona eli ile mani olması gerekir. Mesela zulme ve haksızlığa maruz kalan bir mazlumu kurtarmak için eliyle yardımcı olması gibi. Ancak bu şekilde davrandığı zaman gerek kendisine, gerekse bir başkasına daha büyük bir zarar gelecek veya daha tehlikeli bir fitneye sebep olacaksa, bu takdirde kötülüğe dili ile engel olmaya gayret eder. Mesela, içki içen, kumar oynayan veya ibadetini hakkıyla yerine getirmeyen bir kimseye içki ve kumarın kötülüklerini, ibadetin de mana ve mahiyetini anlatmak gibi. Fakat bu yapılırken, kişinin psikolojik durumu göz önüne alınmalı ve ona göre münasip bir metodla ikaz edilmelidir.

Buna da gücü yetmiyorsa veya konuşmayla, ikazla daha fena bir duruma sebebiyet verecekse, o zaman kalbiyle buğz eder. O kötü harekete taraftar olmadığını, hoş karşılamadığını gösterir. Ayrıca o günaha müptela olmuş veya o fiili yapmış olan kimsenin kurtulması için dua eder. Çünkü ancak buna gücü yetmektedir.

Her gün cemiyet içinde pek çok kötülük ve çirkinlik görürüz. Çoğu zaman bunları elimizle veya dilimizle değiştirme imkanımız olmaz. Sadece, söz ve hareketle onlara taraftar olmadığımızı göstermekle yetinmek zorunda kalırız. İmanın en yüksek derecesine yetişmek için elimizle mani olmaya çalışacak olursak, çoğu zaman bir neticeye varmamız mümkün olmadığı gibi, söylenen şeylerin tesir etmeyip, tersine netice verdiği bile görülür. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi bu hakikati şöyle dile getirir:

"Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira senin gibi niyeti halis olmayan adam, nasihati bazen damara dokundurur, aksülamel yapar." (Mektubat, s. 376-377.) Onun için Müslümana düşen, şartlara ve zamana göre hareket etmek, nefsine de davasına da zararlı bir duruma düşmemektir.

 

651-

Ebu Said (r.a.) Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Bir kimsenin camilere bağlılığını görürseniz, onun mü'min olduğuna şehadet ediniz. Çünkü Allah şöyle buyurmaktadır:

'"Allah'ın mescidlerini, ancak Allah'a ve Ahiret Gününe iman edip namaz kılan zekat veren kimseler imar ederler [Tevbe Suresi, 18]."'

' (Tirmizî, İman: 8.)

 

652-

Enes bin Malik (r.a.) Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Hiçbiriniz, kendisi için arzu ettiğini, din kardeşi için de arzu etmedikçe tam iman etmiş olmaz."

(Buharı, İman: 13; Nesel, İman : 33; Müslim, İman:

 

Kütübü Sitte'den Seçme Hadisler

 

Günün Hadisi>


Günün Kitabı

Günün Kitabı

Mevlid Kandili ve Peygamber Sevgisi

Kütübü Sitte'den Seçme Hadisler