Muhammed Mustafa SAV

Muhammed Mustafa SAV

Muhammed Mustafa SAV
Anasayfa Yazılar Şiirler Kitaplar Fotoğraflar Salavat Nükteleri Hayatı Multimedya e Kitap Linkler Ziyaretçi English

Kütübü Sitte'den Seçme Hadisler

Cemal Uşşak

(1953 - 2016)

 

Bölüm 3
Sünnete Bağlılık

 

Bu bölümde yer alan hadislerde Peygamberimiz (a.s.m.) Müslümanlara, sünnete sahip çıkmalarını, bid'alardan kaçınmalarını emir ve tavsiye etmektedir. "Sünnet"ten kastedilen, farz ve vaciblerin dışında kalan mübah veya müstehab ameller değil, genel anlamıyla din ve dinin meseleleridir.

Bid'at ise, dinde olmayıp sonradan çıkan şeylerdir. Bu sonradan çıkan şeyler, eğer iman esaslarının dışında ve onlara aykırı ise bu manada bid'atçı, inançsız ve itikatsız kimse demek olur. İbadetlerin yapılış şekli veya ahlakla ilgili hususlar da, eğer Kur'an'ın ve dinin umumi prensiplerine aykırı değilse buna bid'a-i hasene (güzel bid'at) tabir edilir ki, bunlar reddedilmez ve ortaya koyan da mesul olmaz. Nitekim bu bölümün sonunda yer alan hadiste, "Allah ve RasCılü'nün (a.s.m.) razı olmadığı bid'a" tabiri ile "Allah ve RasCılü'nün razı olacağı bid'a" manası da hatırlatılmış olmaktadır.

Peygamberimiz (a.s.m.) zamanında olmayan birtakım meseleler ve vasıtalar vardır ki, dinin emirlerinin daha geniş kitlelere duyurulmasına ve yayılmasına vesile olarak önemli bir hizmet görmektedirler. Bunlar hadiste kötülenmiş olan bid'a manasında değil, mü'minin kayıp malı olan hikmet, faydalı iş ve hareket cümlesindendir.

Sünnet-i seniyyenin en mühim kısmı İslam'ın alametleri ve işaretleri olan ibadetlerdir. Bunlara "şefür" denilmektedir. Mesela, ezan fıkhı bir hüküm olarak sünnettir. Ama şefürden İslam'ın alametlerinden olduğu için şahsi farz ibadetlerden daha ehemmiyetlidir. Bunların terk edilmesi, ihmali veya değiştirilmesi bütün Müslümanları ilgilendiren mühim bir musibet olur. Bunların sorumluluğunu bütün Müslümanlar paylaşır. Bu cinsten ibadetlere sahip çıkıp Yaşatmak da o derecede manevi derecelere ve büyük sevaplara vesile olur.

248-Abdullah bin Abbas'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Bid'atını terk edinceye kadar, bid'atçı kimsenin amel ve ibadetini Cenab-ı Hak kabul etmez."

(İbn Mace, Mukaddime: 7.)

249-

Abdullah İbn Mes'Cıd'un (r.a.) rivayetine göre Rasulullah şöyle buyurmuştur:
"Şüphesiz ki, İslam garib olarak başladı ve bir gün yine garib hale dönecektir. Ne mutlu o gariblere!"

(Tirmiz!, İman : 13.)

Bu hadisi izah eden alimler, günümüze de ışık tutan açıklamalar yapmaktadırlar.

Merhum Elmalılı Hamdi Yazır (1877-10942), Nemi SCıresi'nin 93. ayetinin tefsirinde, "İslam'ın istikbali gece değil, gündüzdür; sönük değil, Parlaktır. Ara sıra basan gece zulmetleri onu dinlendirip tekrar uyandırmak içindir" (Hak Dini Kur'an Dili, 5. 3713) dedikten sonra yukarıdaki hadis-i şerifi zikretmekte ve şöyle izah etmektedir:
"Birçok kimseler bu hadisi hep mü'minleri korkutmak için söylemişler, onları ümitsizliğe ve bedbinliğe sokmuşlardır. Bu hadis, 'İslam garib olarak zuhur etti, ileride garib olarak zuhur edecek' manasınadır. Hadiste geçen 'Feruba' [Ne mutlu] kelimesi, korkutmak için değil , müjde içindir. Çünkü onlar 'Sabıkunlar' [İslam'ı ilk yayan bahtiyar kimseler] gibidir." (Hak Dini, Kur'an Dili, 5,3713-14.)

Hadiste geçen gurbeti "ulvi gurbet" manasında tefsir eden Bediüzzaman Said Nursl de, gurbet manasına bir başka açıdan bakmakta, karanlıklı gurbetlerin iman nuruyla aydınlanacağına inanmakta ve Hikem-i Atfüye'nin "Cenab-ı Hakk' ı bulan neyi kaybeder ve O'nu kaybeden neyi kazanır?" yani, "Onu bulan her şeyi bulur. Onu bulamayan hiçbir şey bulamaz; bulsa da başına bela bulur" mealindeki sözünü naklettikten sonra "'Ne mutlu o garib mü'minlere!' hadisinin sırrını anladım" demektedir. (Mektubat, s. 51.)

Şirkin, putperestliğin ve her türlü ahlaksızlığın hakim olduğu Arap cahiliyesinde, İslamiyet' in tevhid inancıyla ortaya çıkması haliyle pek yadırganmış ve o devir insanlarınca garip karşılanmıştı. Her türlü münasebetin ve alakanın menfaate göre şekillendiği bir cemiyette Sahabe-i Kiramın, Peygamberimizin etrafında sarsılmaz bir iman kardeşiliği ve yardımlaşma ile kenetlenmesi, onlar tarafından bir türlü anlaşılamıyordu. Kısacası, onlara göre İslamiyet de, Müslümanlık da garib idi.

Daha sonra, dini vazifelerini rahatlıkla yerine getirebilmek için, bazı Sahabelerin Peygamberimizin izin ve müsaadesiyle, yaşadıkları beldeyi terk ederek Habeşistan'a hicret etmesi garibliklerini arttırmıştı. Bir müddet sonra da Medine'ye hicret hadisesi meydana geldi.

Bütün bu hareket ve hicretler, şüphesiz ki, Allah rızası, iman ve İslamiyet nurunun daha geniş kitlelere duyurulması içindi. Bu mesut insanları Yüce Rabbimiz bir Ayet-i kerime' de şöyle methediyor:
O peygambere inanıp, ona hürmet eden, yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nura [Kur'an'a] uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır."

(A'raf Suresi, 157.)

İşte Peygamberimiz de (a.s.m.) ayet-i kerime ile methedilen, gurbete ve garibliğe razı olan mü'minleri yukarıdaki hadisleriyle müjdelemektedir: "Ne mutlu o gariblere!"

 

250-

Ebu Said' in (r.a.) rivayetine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

"Şüphesiz ki, sizler, sizden önceki milletlerin kötü adetlerine karışı karışına, arşını arşınına öylesine uyacaksınız ki, onlar bir kertenkele deliğine girseler, siz de arkalarından gireceksiniz."

"Ey Allah'ın Rasulü, sözünü ettiğiniz milletler Yahudiler ve Hıristiyanlar mıdır?" dedik. "Onlardan başka kim olacak?" diye cevap verdi.

(Buhar!, Enbiya: 50; Müslim, İlim: 6; İbn Mace, Fiten: 1 7.)

 

251-

Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Size yasaklamış olduğum Şeylerden sakınınız. Emrettiğim şeyleri de gücünüz yettiği kadar yerine getirmeye çalışınız. Çünkü sizden önceki milletleri lüzumsuz yere çok soru sormaları ve peygamberlerine karşı çıkmalarından başka bir şey helak etmemiştir."

(Müslim, Hace: 412; İbn Mace, Mukaddime: l; Nesel, Menasik: 1.)

 

252-

Hz. Aişe (r.anha) Hz. Peygamber'in (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Kim, dinimizde olmayan bir yenilik çıkarırsa, o reddolunmuştur."
(Buhar!, Sulh: 5; Müslim, Akdiye: 17; İbn Mace, Mukaddime: 6.)

Dini terim olarak, dinde olmayan yeni şeylerin dine sokulmasına "bid'at" denilir. Hadiste de ifade edildiği gibi, dinin umumi esaslarına aykırı olan bu davranış ve hareketler ile bunları yapanlar reddolunmuştur.

İslam alimlerinden bir kısmı, dinin meseleleri içinde olmamakla birlikte, dinin umumi prensip ve esaslarına muhalif olmayan ve faydalı olan yeniliklerin kabul edilebileceğini ifade etmişlerdir. Bunları "bid'a-i hasene" [sonradan çıkan güzel adet] olarak isimlendirmişlerdir (minare, mevlid okuma, v.b. adetler gibi).

 

253-

Cabir bin Abdullah'ın (r.a.) rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m.) Şöyle buyurmuştur:
"Hiç şüphesiz ki, sözün en doğrusu Allah'ın kitabı; yolun en güzeli de Muhammed'in (a.s.m.) yoludur. Ve işlerin en kötüsü, dinde olmayıp da sonradan uydurulan şeylerdir. Her uydurma şey bid'a, her bid'a sapıklık, her sapıklığın yeri de cehennemdir."

(Buhar!, Edeb: 70; Müslim, Cumua: 43; İbn Mace, Mukaddime: 7.)

 

254-

 Ebu Hüreyre (r.a.) RasCılullah ' ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Benim halim şu misaldeki zatın durumuna benzer. Ateşi yakmış ve ateş etrafı aydınlattığı zaman, irili ufaklı hayvanlar ateşin içine düşmeye başlamışlardır.

O zat, bu hayvanların ateşe düşmesine mani olmaya çalışıyorsa da, hayvanlar baskın gelip sür'atle ateşe düşerler. İşte benimle sizin durumunuz da böyledir. Ben sizi ateşten korumak için eteğinizden tutuyorum, 'Ateşten uzak durun! Ateşten uzak durun! ' diyorum. Sizler ise bana baskın gelip, ateşe atılıyorsunuz."

(Müslim, Fezail: 18.)

255-

İrbad bin Sariye (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Rasulullah (a.s.m.) bir gün sabah namazından sonra bize öyle beliğ ve tesirli bir nasihatte bulundu ki, kalbler titredi, gözler yaşardı. Bunun üzerine bir zat, "Bu sözler veda eden kimsenin nasihatleridir. O halde, ya Rasulallah, bize en önemli husus olarak neyi tavsiye edersiniz?" dedi. Rasul-i Ekrem de (a.s.m.) şöyle buyurdu:
"Size, Allah'tan korkmanızı ve idareciniz Habeşli bir köle dahi olsa itaat etmenizi tavsiye ederim. Çünkü içinizden yaşayanlar birçok ihtilafla karşılacaktır. Dinin esaslarına aykırı bid' atlardan sakınınız. Çünkü onlar sapıklıktır. İçinizden her kim bu hadiselere yetişirse, benim sünnetime ve doğru yol üzerinde olan halifelerin-Hulefa-i Raşidinin-yoluna sımsıkı sarılsın. Bu hususta dişlerinizi sıkınız."

(Tirmizl, İlim: 16; Darimi, Sünnet: 5; İbn Mace, Mukaddime: 42.)

 

256-

Ebu Hüreyre (r.a.) Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Ümmetimden, yüz çevirenler müstesna, hepsi cennete girer."

"Ey Allah ' ın Rasulü, yüz çevirenler kimlerdir?" dediler.

"Bana itaat edenler cennete girer, karşı gelenler de yüz çevirmiş olurlar" buyurdu.

(Buhar!, İ ' tisam : 3.)

 

 

257-

Ebu Rafi' (r.a.), Raslılullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Hiçbirinizi, koltuğuna gururla yayılmış olarak, emrettiğim ve yasakladığım şeylerden birisi kendisine söylendiğinde, 'Biz onu bilmeyiz. Biz yalnız Allah'ın kitabında bulunana tabi oluruz' derken görmeyeyim."

(Ebu Davud, Sünnet: 5; Tirmizl, İlim: 10; İbn Mace, Mukaddime: 2.)

 

Peygamberimizin sünnetinde, Kur'an-ı Kerlm'in hükümlerine aykırı bir şey olması asla söz konusu değildir. Çünkü ayet-i kerimede ifade buyrulduğu gibi, "O, ancak kendisine vahyedileni söyler (Necm Suresi, 53:4) ." Gerçek bu olduğu halde, sanki sünnette olan bazı hususlar Kur'an'a aykırıymış gibi, Kur'an'ı kabul ettiğini ifade edip, sünneti reddeden sapık kimseler zaman zaman ortaya çıkmaktadır. Peygamberimiz (a.s.m.) bu hadislerinde böylelerinin sözlerine aldırış etmemeyi ve onlara karşı uyanık olmayı telkin etmektedir.

 

258-

Ebu Hüreyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Yahudiler yetmiş bir veya yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Benim ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan yetmiş ikisi cehennemde, biri cennettedir. O da Kur'an ve sünnet etrafında toplanan cemaattir."

(Ebu Davud, Sünnet: l ; İbn Mace, Fiten: 17; Tirmizl, İman : 18.)

 

259-

Ebu Hüreyre (r.a.) Raslılullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Sizlere iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı yapıştığınız müddetçe hiçbir surette doğru yoldan sapmazsınız. Bunlar, Allah ' ın Kitabı ve Rasulullah ' ın sünnetidir."

(Muvatta', Kader: 3.)

 

260-

Zeyd bin Erkam'ın (r.a.) rivayetine göre Hz. Peygamber (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Size, biri diğerinden daha büyük iki şey bırakıyorum ki, onlara sarıldığınız müddetçe, benden sonra asla sapıklığa düşmezsiniz: gökten yeryüzüne uzanmış nurani bir ip olan Allah'ın Kitabı ve neslim, ehl-i beytimdir. Bu ikisine yapışanlar, ta Havuz'un (Kevser Havuzu'nun) başında bana gelinceye kadar asla doğru yoldan ayrılmayacaklardır. Sakın ha! Size bıraktığım bu iki şey hususunda, bana nasıl olur da sırt çevirirsiniz?"

(Tirmizl, Menakıb : 32.)

Bediüzzaman Said Nursi, Peygamberimizin (a.s.m.) sünnetine hakkıyla Yapışarak sahip çıkanların da "manevi Al-i Beyt" manasında sayılabileceğini ve hadislerde müjde edilen fazilet ve sevaplara mazhar olacaklarını ifade eder.

 

261-

Amr bin Avf'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Kim benden sonra terk edilmiş bir sünneti yaşatırsa, onunla amel eden insanların sevaplarından hiçbir şey eksiltmeksizin, onların sevaplarından bir mislini alır. Kim de Allah ve Rasulü'nün kabul etmediği, hoşlanmadığı bir bid'a çıkarırsa, aynı şekilde onunla amel eden insanların günahlarından hiçbir şey eksiltmeden bir mislini yüklenmiş olur."

(İbn Mace, Mukaddime: 15; Tirmizl, İlim: 16.)

 

262-

Hz. Enes (r.a.), RasCılullah ' ın (a.s.m.) kendisine şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Evladım! Kalbinde hiç kimseye karşı kötülük yapmak düşüncesi olmadan yaşamaya gücün yeterse, yap."

Sonra bana, "Evladım, bu benim sünnetimdendir. Kim sünnetimi yaşatırsa, beni sevmiş olur. Ve beni seven kimse de, cennette benimle beraberdir" buyurdu.

(Tirmizl, Edeb: 63.)

Kütübü Sitte'den Seçme Hadisler

 

Günün Hadisi>


Günün Kitabı

Günün Kitabı

Mevlid Kandili ve Peygamber Sevgisi

Kütübü Sitte'den Seçme Hadisler