653-
Süleyman (r.a.) Rasulullah' ' ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"İyilikten başka bir şey ömrü arttırmaz ve duadan başka bir şey de kazayı önlemez."
(Tirmizî, Kader: 6; İbn Mace, Mukaddime: 90.)
Biri ecel-i fıtri, diğeri de, ecel-i muallak olmak üzere iki türlü ecel vardır. Birinci, kaderle tayin edilmiş olan ömür ve eceldir. Diğeri ise, hayırlarla, iyiliklerle- şüphesiz yine Cenab-ı Hakk'ın emir ve kaderiyle-uzayıp kısalacak olan eceldir. İnsan ömrü, kişinin hayır, iyilik ve dualarıyla uzayabilir.
Bir kimse için İlahi kaderde tayin ve tespit edilen, bir musibet ve belanın dua ve hayırlar neticesi kaldırılması veya ömrün uzamasına ata tabir edilir ki, Cenab-ı Hakk' ın kuluna ihsanı ve ikramı demek olur. Bir nevi, "ata" kaza ve kader kanununu iptal etmekte, yerine gelmekten alıkoymaktadır. Bu hususla ilgili olarak Mesnevi-i Nuriye' de şöyle denilir:
"Cenab-1 Hakk'ın ata, kaza ve kader namında üç kanunu vardır. Ata, kaza kanununu, kaza da kaderi bozar. Mesela: Bir şey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kaza demektir. O kararın iptaliyle hükmü kazadan affetmek, ata demektir. Evet, yumuşak bir otun damarları katı taşı deldiği gibi, ata da kaza kanununun katiyetini deler. Kaza da ok gibi kader kararlarını deler. Demek, atanın kazaya nisbeti, kazanın kadere nisbeti gibidir. Ata, kaza kanununun şümulünden ihraçtır. Kaza da kader kanununun külliyetinden ihracıdır."
654-
Hz. Ali (r.a.) şöyle rivayet etmiştir :
Rasulullah (a.s.m.) bir gün oturmuş ve elindeki değnekle yeri çiziyordu. Bir ara başını kaldırdı ve "Sizden hiçbirisi yoktur ki, cennet ve cehennemdeki yeri bilinmesin" buyurdu.
Bunun üzerine orada bulunanlar, "Ya Rasulallah! Öyle ise niye çalışıyoruz ki? Her şeyi bir kenara bırakıp tevekkül etmeyelim mi?" dediler. Peygamberimiz (a.s.m.), "Hayır! Çalışınız, kendinizi bırakmayınız. Çünkü herkes ne için yaratılmışsa, o iş kendisine kolay hale getirilir" buyurdu. Sonra da şu mealdeki ayet-i kerimeyi okudu:
"Muhtaç olanların hakkını veren, Allah'tan korkup, emir ve yasaklarına riayet eden ve o en güzel sözü [Kelime-i Tevhid] tasdik eden kimseye gelince ... Biz onu cennete hazırlarız. Allah'ın hakkını yoksullara vermeyen, sevabına karşı ilgisiz görünen ve o en güzel sözü [Kelime-i Tevhidi] yalanlayanı da en güç olana [cehenneme] hazırlarız." (Leyl Suresi, 5-10.)
(Buhari, Kader: 4; Müslim, Kader: 7; İbn Mace, Mukaddime: 10.)
655-
Abdullah'ın (r.a.) rivayetine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Cennet, herhangi birinize ayakkabısının bağından daha yakındır. Cehennem de böyledir."
(Buhari. Rikak: 29: Müsned. 1:387.)
656-
Ebu Hüreyre (r.a.) Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Kuvvetli mü'min zayıf mü'minden daha hayırlı ve Allah'a daha sevimlidir.
Her ikisinde de hayır vardır. Sana faydası olan şeyleri yapmaya bak. Allah'tan yardım dile ve istemekte acizlik gösterme. Eğer başına kötü birşey gelirse, 'Ben şunu isteseydim, bunu yapsaydım' deme. Ancak, "Allah böyle takdir buyurdu ve O dilediğini yapar' de. Çünkü 'keşke' sözü şeytanın işe karışmasına kapı açar."
(İbn Mace, Mukaddime: 10.)
Kuvvetli mü'minin zayıf mü'minden daha hayırlı oluşu, şüphesiz ahiretle alakalı hayırlı işler hususundadır. Bu hususlarda gayretli olan kimse, elbette mü'min olmakla birlikte gevşeklik gösteren ve zayıf olan kimseden daha hayırlıdır. "Her ikisinde de hayır vardır" ibaresinden kastedilen, zayıf mü'minle Kuvvetli mü'minin iman cihetiyle müşterek olmalarıdır. Her ikisi de imanlı oldukları için büyük bir hayra kavuşmuşlar demektir.
Faydalı şeylerin üzerine düşmek, hem dünya, hem de ahirete ait işlerde söz konusudur. Her ikisinde de muvaffakiyet o işlere düşkün olmakla mümkün olur. Peygamberimiz (a.s.m.) bu sözleriyle, gevşeklikle ve acizlikle, ne dünya işlerinde, ne de ahiret işlerinde muvaffak olmanın mümkün olmadığını hatırlatmaktadır.
İslam inanç sisteminde, kader inancının en çok kullanılması gereken yer, "maziyat ve mesaib" noktasındadır. Yani geçmişte kulun başına gelen işler ve musibetler cihetiyledir. Bu bakımdan kul, "Keşke ben bunu yapsaydım şu musibet başıma gelmezdi" şeklinde değil, "Kaderimde bu olduğu için başıma geldi" şeklinde düşünmelidir. Çünkü kaderin tecelllsine mani olmak mümkün değildir.
Ancak, "Eğer şöyle hareket etmiş olsaydım, belki İlahi kader hakkımda başka türlü tecelll ederdi" diye düşünerek ileriye dönük çalışmalarda, geçmişin bir muhasebesini yapma düşüncesi ön planda ise, bunun bir mahzuru yoktur. Mü'mine yakışan kadere tamamıyla teslim olmak, ancak tedbir ve gayreti de elden bırakmamaktır.
657-
Ebu Hüreyre (r.a.) Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Yedi şey gelmeden önce iyi işlere sıkı sıkıya bağlanın! Şunlardan biri mutlaka sizi bekliyor:
(1) Aniden gelen fakirlik,
(2) aşırılıklara götüren zenginlik,
(3) vücudunuzun dengesini bozan hastalık,
(4) bunaklığa sürükleyen yaşlılık,
(5) ansızın gelen ölüm,
(6) Deccal-ki bu beklenen en büyük şerdir-ve
(7) Kıyamettir. Kıyamet ise her şeyden daha acı ve daha zordur."
(Tirmizî. Zühd: 3.)
658-
Hz. Enes (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Rasulullah (a.s.m.), "Allah bir kul için iyilik murad ettiği zaman, onu çalıştırır" buyurdu.
"Ya Rasulullah, nasıl çalıştırır?" denildi.
Rasulullah' (a.s.m.), "Ölümden önce iyi işler yapmaya muvaffak kılar" diye cevap verdi.
(Tirmizî, Kader: 8 .)
659-
Ebu Hüreyre'nin (r.a.) rivayetine göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Her doğan çocuk, İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra anne ve babası, onu Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yapar. Tıpkı Allah'ın hayvan yavrusunu bütün organları tamam olarak dünyaya getirmesi gibi. Siz o yavruda bir eksiklik görüyor musunuz?"
(Buhari, Kader: 3; Müslim, Kader: 22; Tirmizî, Kader: 5; Ebu Davud, Sünnet: 17.)
660-
Matar bin Ukâmis (r.a.) Rasulullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Allah bir kulun bir yerde ölmesini takdir etmişse, onun oraya gitmesine sebep olacak bir ihtiyaç yaratır."
(Tirmizî, Kader: 1 l.)
661-
Ebu Hüreyre (r a.) rivayet ediyor:
Kader mevzuunda münakaşa ettiğimiz bir esnada Rasulullah (a.s.m.) çıkageldi. Bizim münakaşamıza öylesine kızdı ki, yüzü kızardı; sanki yanaklarına nar suyu sıkılmıştı. Sonra şöyle buyurdu: "Size kader üzerinde münakaşa etmek mi emredildi? Ben size bunun için mi gönderildim? Sizden önceki milletler ancak bu konuda münakaşa ettikleri için helak oldular. Bu konuda münakaşa etmemeniz hususunda yemin vermenizi istiyorum."
(Tirmizî, Kader: 1.)
662-
Cabir bin Abdullah'a (r.a.) göre Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Bir kul hayrı ve şerri ile kadere iman etmedikçe, tam iman etmiş olmaz. Yine başına gelecek olan bir şeyin mutlaka geleceğine; gelmeyecek olanın da kat'ı surette gelmeyeceğine inanmadıkça, tam iman etmiş olmaz."
(Tirmizî, Kader: 10.)
663-
Enes (r.a.) rivayet etmiştir:
Rasulullah (a.s.m.) sık sık, "Ey kalbleri çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzerinde sabit kıl" diye dua ederdi.
Biz de kendisine, "Ya Rasulallah, biz sana ve senin getirdiklerine iman ettik. Bu durumda bizim için hala endişe ediyor musunuz?" dedik.
Rasulullah (a.s.m.), "Evet. Çünkü kalbler, Allah'ın iki parmağı arasında, kudreti ve tasarrufu altındadır. Onları dilediği gibi çevirir" buyurdu.
(Tirmizî, Kader: 7.)
664-
Sa'd bin Ebî Vakkas' dan (r.a.) Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğu rivayet edilir:
"'Allah tarafından kendisine takdir edilene razı olması, insanoğlunun mutluluğundan ve Allah'tan hayır dilemeyi terk etmesi de bedbahtlığındandır. Yine, Allah tarafından kendisine takdir edilene karşı şikayetçi olması , insanoğlunun bedbahtlığındandır."
(Tirmizî, Kader: 15.)
665-
Hz. Aişe (r.anha) Rasulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Lanet ettiğim altı çeşit kimse vardır ki, onlara Allah ve gelmiş geçmiş bütün peygamberler lanet etmiştir. Bunlar:
(1) Allah'ın kitabına ilave yapan,
(2) kaderi tasdik etmeyen,
(3) Allah'ın alçalttıklarını yükseltmek ve yücelttiklerini de alçaltmak için zulüm ve diktatörlükle insanların başına musallat olan,
(4) Mekke haremi dahilinde yasak olan şeyleri yapan,
(5) Ehl-i Beytime zulmeden ve
(6) benim sünnetimi terk edenlerdir."
(Tirmizî, Kader: 17.)
666-
Abdullah bin Şıhhir'in babasından rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"İnsanoğlu yanı başında doksan dokuz ölüm tehlikesi bulunduğu halde yaratılmıştır. Şayet bu ölüm tehlikelerini atlatırsa, ihtiyarlığa düşer ve neticede ölür."
(Tirmizî, Kader: 14.)
667-
Ebu Huzame babasından şöyle rivayet ediyor:
Bir kişi Hz. Peygamber'e (a.s.m.) gelerek, "Yaptırdığımız rukyelerin (muskaların] , tedavide kullandığımız ilaçların ve yaptığımız perhizlerin Allah' ın kaderinden gelecek herhangi bir şeyi geri çevireceği görüşünde misiniz?" diye sordu.
Rasûl-i Ekrem (a .s. m . ) , "Onlar da Allah'ın kaderindendir" buyurdu.
(Tirmizî, Kader: 12.)
|
Kütübü Sitte'den Seçme Hadisler |
|
Cemal Uşşak |
|
Bölüm 8 - Peygamberimizin (a.s.m.) ve Sahabelerinin Faziletleri |
|
Kütübü Sitte'den Seçme Hadisler |
|
Cemal Uşşak |
|
Bölüm 8 - Peygamberimizin (a.s.m.) ve Sahabelerinin Faziletleri |