Nemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.) dost ve düşmanın ittifakıyla güzel ahlakı ve bütün faziletleri en Yüksek derecede şahsında toplamıştır. O, son peygamber olmakla beraber, bütün peygamberlerin ve insanlığın da efendisidir. Onu sevmek ve ona tabi olmak, Allah ' ı sevmek, emir ve yasaklarına tabi olmak demektir. O son derecede şefkatli olmakla birlikte, aynı zamanda büyük bir kahramandır. En çok tevazu gösteren ve aynı zamanda peygamberliğin ve İslam' ın izzetini en üstün derecede koruyandır.
Onun üstün sıfat ve meziyetleri ciltler dolusu kitaplarla dahi mükemmelen anlatılamamıştır. Buraya aldığımız hadislerde, onun mana ve ahiret alemindeki makamı, peygamberler ve insanlık içindeki yeri kendi mübarek dilinden ifade edilmektedir.
Onun mümtaz Sahabeleri, yakın arkadaşları kutsi İslam binasının ilk temel taşlarıdırlar. Onlar, bütün dünyanın İslam'a karşı ve düşman olduğu bir devrede, ona can ü gönülden sahip çıkmışlar ve cansiperane müdafaa etmişlerdir. Onlar, Peygamberimizin de ifadesiyle, yıldızlar gibidir. Herkese yol gösterirler. Onlardan birine tabi olan ve kendisine kılavuz seçen doğru yolu bulmuş, dünyada ve ahirette kurtuluşa ermiştir.
Onlar, Rasul-i Ekrem'i (a.s.m.) görüp, öylesine iman etmişler ki, bütün düşman çevresi, imanlarını değil sarsmak, tereddüde bile düşürememiştir. Peygamberimiz (a.s.m.) muhtelif hadislerinde, Sahabelerini bazen genel Çerçevede bazen de isimlerini zikrederek medh ü sena etmişlerdir. Bu bölümde bunlardan bir kısmını bulacaksınız.

525-
Ebu Hüreyre (r.a.) Rasulullah''ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Allah, bana ihsan ettiği altı şeyle beni diğer peygamberlere üstün kıldı:
1. Bana 'Cevamiü'l-kelam' az sözle çok mana ifade etme kabiliyeti verdi.
2. Düşmanların kalbine korku verilmek suretiyle Allah'ın yardımına mazhar oldum.
3. Ganimetler bana helal kılındı.
4. Yeryüzü bana temiz ve her tarafı mescid kılındı.
5. Ben bütün insanlığa peygamber olarak gönderildim.
6. Peygamberlerin sonuncusu oldum."
(Müslim, Mesacid: 5; Tirmizî, Siyer: 5.)
526-
Ebu Hüreyre (r.a.), Rasulullah''ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Benimle benden önceki peygamberlerin durumu tıpkı şu misaldeki adama benzer: O bir saray yapmıştır. Ancak sarayın her tarafını fevkalade güzel bir şekilde yaptığı halde bir köşesinde bir tuğlalık yer boş bırakmıştır. İnsanlar o sarayı ziyaret ederler, güzelliğine hayran olurlar ve şöyle derler:
'"Keşke şu tuğla da yerinde olsaydı!"'
Peygamberimiz (a.s.m.) sözüne devamla şöyle buyurdu:
"İşte o tuğla benim ve ben de peygamberlerin sonuncusuyum."
(Buhari, Menakıb: 18; Müslim, Fezail: 23: Tirmizî, Edeb: 87.)
527-
Cabir bin Semüre (r.a.) rivayet ediyor:
Rasulullah'''la (a.s.m.) birlikte öğle namazını kılmıştım. Sonra Rasulullah'' (a.s.m.) ailesinin yanına çıktı, ben de onunla birlikte çıktım. Çocuklardan bazıları onu karşıladılar. Rasulullah'' (a.s.m.) teker teker bu çocukların hepsinin yanaklarını okşadı. Benim de yanağımı okşadı. Mübarek elinden öylesine bir serinlik ve güzel koku hissettim ki, sanki elini misk kokusu bulunan bir kutuya sokup çıkarmıştı.
(Müslim, Fezail: 80.)
528-
Ali bin Ebu Talib (r.a.) Rasulullah'''ın (a.s.m.) vasıflarından söz ettiği zaman şöyle derdi:
O ne göze batacak derecede uzun, ne de kısa boylu idi. Halkın orta boylusu idi. Saçları ne tamamıyla kıvırcık, ne de dümdüzdü. Tıknaz değildi. Yüzü yusyuvarlak da değildi. Ancak yüzü hafif yuvarlakçaydı. Rengi, hafif kırmızıya çalardı. Yürüdüğü zaman yokuş aşağı yürüyormuşçasına ahenkli yürürdü. Bir tarafa döneceği zaman bütün vücuduyla dönerdi. İki omuzu arasında peygamberlik mührü vardı. İnsanların en cömerdi, en hoş gönüllüsü, en doğru konuşanı, en geçimlisi ve en iyi arkadaşlık yapanı idi. Onu ilk gören heybetine tutulup korkar, ancak onunla görüşüp tanışınca sevgiyle bağlanırdı. Onun vasıflarından söz edecek olan birisi en sonunda şunu demek mecburiyetinde kalırdı: "Ne ·ondan önce ve ne de ondan sonra onun bir benzerini görmedim."
(Tirmizî, Menakıb: 8.)
529-
Abbas (r.a.) , Rasulullah'''ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Allahü Teala insanları yarattı ve beni de onlar arasında en iyi bir fırkadan yarattı. Sonra kabileleri yarattı ve beni de en hayırlı kabileden [Kureyş'ten] kıldı. Sonra aileleri yarattı ve beni de en hayırlı aileden [Beni Haşim' den] kıldı. Ben hem fert olarak, hem de aile olarak insanların en hayırlısıyım. "
(Mansfu Ali Nasıf, Tac: 3.229.)
530-
Bera (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Rasulullah'' (a.s.m.) insanlar arasında siması da, ahlakı da en güzel olanı idi. Boyu ne uzun, ne de kısa idi.
(Buhari, Libas: 68; Müslim, Fezail: 93; Tirmizî, Libas: 21.)
531-
Ebu Said (r.a.), Rasulullah''ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Övünmek için değil, bir gerçek olduğu için söylüyorum. Ben Kıyamet Gününde insanoğlunun efendisiyim. Hamd Sancağı benim elimdedir. Bunu da övünmek için değil, gerçek olduğu için söylüyorum. O gün, Adem de (a.s.) dahil, bütün peygamberler benim sancağım altında olacaktır. Yer yarılınca kabrinden ilk olarak çıkacak olan da benim. Bunu da iftihar olarak değil, hakikat olarak söylüyorum."
(Tirrnizl, Menakıb: l; İbn Mace, Zühd: 37; Ebu Davud, Sünnet: 13; Müsned, 1:281.)
532-
Hz. Aişe'nin (r.a.) şöyle dediği rivayet edilir:
Peygamberimiz (a.s.m.) öylesine açık ve net konuşurdu ki, isteyen kelimelerini sayabilirdi.
(Müslim, Zühd: 71; EbO Davud, İlim: 7.)
533-
Enes (r.a.) rivayet ediyor:
Bir defasında, Medine'yi, düşman geliyor diye bir korku ve telaş sarmıştı. Rasulullah' (a.s.m.), Ebu Talha' nın Mendub adındaki pek sür'atli koşamayan atını emanet olarak alıp gitti. Dönüp geldiğinde şöyle buyurdu:
"Her ne kadar atını çok sür'atli bulduk ise de düşman olarak bir şey görmedik."
(Müsned, 3:291 .)
Ebu Talha'nın zor yürüyen, hızlı koşmayan atı Peygamberimizin (a.s.m.) kendisine binmesiyle, bir mu'cize eseri olarak, çok hızlı koşmaya başlamış, ondan sonra da hiçbir at onu geçememişti. (Mektubat, s. 223.)
534-
Cabir bin Semüre (r.a.) rivayet ediyor:
Rasulullah''la (a.s.m.) birlikte namaz kılardım. Onun namazı da, hutbesi de ne uzun, ne de kısa olurdu.
(Müslim, Cum'a: 41; Ebu Davud, Salat: 22; Tirrnizl, Cum'a: 12; Nese1, Cum'a: 35; İbn Mace, İkame : 85.)
535-
Vasile bin Eska (r.a.), Rasulullah''ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Allah, İsmailoğullarından Kinane'yi, Kinane' den Kureyş'i, Kureyş' den Bent Haşim'i ve Bent Haşim' den de benim soyumu tertemiz yaptı."
(Tirmizl, Menakıb: 1.)
536-
Cabir (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Mescid-i Nebevl'nin direkleri hurma ağacındandı. Hz. Peygamber (a.s.m.) hutbe okuyacağı zaman ayağa kalkar ve bu hurma direklerinden birine dayanarak konuşurdu. Minber yapıldıktan sonra da artık minberden okumaya başladı. Bunun üzerine kendisine dayanarak hutbe okuduğu hurma direğinin, on aylık hamile deve gibi acı acı feryad ettiğini işittik. Ancak Hz. Peygamber (a.s.m.) gelip elini üzerine koyunca sakinleşti.
(Buhari, Menakıb: 25; Tirmlıl, Cümu'a: 17; İbn Mace, İkame: 199.)
537-
Hz. Aişe (r.anha) rivayet ediyor:
Rasulullah' (a.s.m.), Ebu Bekir'in Sunh köyünde bulunduğu bir sırada vefat etmişti. Ömer (r.a.) kalktı ve "Vallahi, Allah'ın Rasfilü ölmemiştir. Vallahi, ben bunun dışında bir şeyi kabul edemem. Hiç şüphesiz ki, Allah onu diriltecek ve o da öldüğünü söyleyenlerin el ve ayaklarını kesecektir" dedi. Tam bu sırada EbQ Bekir geldi ve Rasulullah''ın (a.s.m.) yüzünü açıp gözlerinin arasından öptü. Sonra da şöyle dedi:
"Anam babam sana feda olsun! Sağlığında da güzeldin, vefatında da ' güzelsin. Ruhumu kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, Allah sana ebediyen iki ölümü birden tattırmayacaktır." Sonra dışarı çıktı ve Ömer'e hitaben, "Ey yemin eden kişi! Sakin ol!" dedi. Ömer oturdu. Ebu Bekir hamdüsena ettikten sonra konuşmaya başladı. "Dikkat edin! Kim Muhammed'e tapıyorsa, bilsin ki, Muhammed (a.s.m.) ölmüştür. Kim Allah'a kulluk ve ibadet ediyorsa, Allah Hayy'dır, diridir, ölümsüzdür. Allah, Rasulullah''a hitaben, 'Sen de öleceksin. Onlar da ölecekler' buyurmuştur. Yine Allahü Teala, 'Muhammed bir peygamberden başka bir şey değildir. Ondan önce bazı peygamberler gelip geçmiştir. Eğer o ölse veya şehit edilse, gerisingeri eski dininize mi döneceksiniz? Kim geri dönerse, Allah'a asla bir zarar vermiş olamaz. Ve Allah şükredenlerin mükafatını pek yakında verecektir.' buyurmuştur."
(Buhari, Menakıbü' l-Ensar: 45; Fezfil-i Ashab: 5.)
538-
Habbab bin Eret (r.a.) rivayet ediyor:
Hz. Peygamber (a.s.m.}, Kabe gölgesinde, katladığı hırkasına yaslanmış olduğu bir sırada müşriklerin zulmünden şikayette bulunduk ve "Bizim için Yardım dilemez misiniz? Bize dua etmez misiniz?" dedik.
Rasulullah' (a.s.m.) şöyle buyurdu:
"Sizden önceki milletlerden öyleleri vardı ki, testere ile başı iki parçaya bölündüğü halde, bu zulüm ve işkence onları dininden geri döndüremezdi. Vücudu demir taraklarla lime lime edilir, hatta tarağın dişleri et altındaki kemik veya damarlara kadar ulaştığı halde yine bu zulüm onları dininden çeviremezdi. Allah'a yemin ederim ki, Cenab-ı Hak bu dini öylesine tamamlayıp zafere ulaştıracak ki, bir kimse bineğine atlayıp San'a'dan yola çıkacak, Allah'tan yahut kurdun koyunlarına saldırmasından başka hiçbir şeyden korkmadan emin bir şekilde Hadramut'a kadar gelebilecektir. Fakat siz acele ediyorsunuz."
(Buhari, Menakıb: 25; Ebu Davud, Cihad: 97.)
539-
Ammar (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
"Rasulullah''ı (a.s.m.) yanında [Müslüman olarak] ancak beş köle, iki kadın ve Ebu Bekir olduğu bir zamanda gördüm."
(Buhari, Fezfül-i Ashab: 5.)
Hadiste sözü edilenler İslam'la ilk şereflenen kimselerdir. Hz. Ebu Bekir de bunlar arasında ilk Müslüman olan erkekti. Parmakla gösterilecek kadar az olan insan içerisinde Hz. Ebu Bekir'in de yer alışı, onun derecesinin büyüklüğünü gösterir.
540-
İmran bin Husayn (r.a.), Rasulullah''ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Ümmetimin en hayırlıları benim sahabelerimdir; sonra onları takip edenler, daha sonra da onları takip edenlerdir."
İmran der ki, Rasulullah' (a.s.m.) kendi asrından sonra asırların hayırlısı olarak iki asır mı, yoksa üç asır mı dediğini kesin olarak bilmiyorum. "Ondan sonra öyle insanlar gelecek ki, istenmeden şahitliğe koşacaklar, hıyanet edecek, güvenilmeyecekler, adakta bulunacaklar, fakat adadıklarını Yerine getirmeyecekler ve aralarında, haram yiyerek, şişmanlayanlar çıkacaktır."
(Bühari Fezfülü's-Sahabe: l; Müslim, Fezailü's-Sahabe: 214; Ebu Davud. Sünnet: 9; Tirmizî, Fiten: 45.)
541
Ebu Said Hudr1 (r.a.), Rasulullah''ın (a.s.m.) bir hutbesinde insanlara şöyle hitap ettiğini rivayet eder:
"Allah bir kulunu dünya ile katındaki nimetleri tercih etme hususunda" serbest bıraktı. Bu kul da Allah katında olanı tercih etti."
Bu söz üzerine Ebu Bekir ağlamaya başladı. Biz onun ağlamasına şaşırmıştık. Gerçekte, dünya ile Allah katındaki nimetler arasında tercih yapmak durumunda olan Rasulullah''ın (a.s.m.) ta kendisi idi. Bunu bize Ebu Bekir (r.a.) bildirmişti. Bunun üzerine Rasulullah' (a.s.m.) şöyle buyurdu:
"Ebu Bekir, arkadaşlığı ve malı ile kendisine en çok güvenip, minnettar olduğum birisidir. Eğer Allah'tan başka dost edinecek olsaydım, Ebu Bekir'i dost edinirdim. Fakat İslam kardeşliği ve sevgisi şahsi dostlukların üzerindedir. Mescidde Ebu Bekir'in kapısı dışındaki bütün kapılar kapansın."
Bir başka rivayet de şöyledir:
"Eğer ümmetimden bir dost edinseydim, Ebu Bekir'i dost edinirdim. Fakat o benim kardeşim ve arkadaşımdır. Sizin arkadaşlarınızı (Rasulullah''ı) ise Allah kendisine dost olarak seçmiştir."
(Buhari, Fezailü's-Sahabe: 3; Müslim, Fezailü's-Sahabe: 2-3; Tirmizî, Menakıb: 5.)
542-
Ebu Derda (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Peygamberimizin (a.s.m.) yanında oturuyordum. Eliyle elbisesinin bir ucunu yukarı kaldırmış ve diz kapağı da görünür bir halde iken Ebu Bekir çıkageldi. RasQlullah (a.s.m.) bu durum karşısında, "Arkadaşımızın muhakkak bir derdi var" buyurdu.
Ebu Bekir, selam verdi ve "Hattab oğlu Ömer'le (r.a.) aramızda bir hadise geçti. Kendisine ağır konuştum. Sonra pişman oldum. Affını istediğim halde, o yanaşmadı. Bunun için sana geldim, ya Rasulallah!" dedi.
Hz. Peygamber (a.s.m.) üç defa, "Allah seni affeder, ya Ebu Bekir!" buyurdu. Daha sonra Hz. Ömer de (r.a.) bu olaydan pişmanlık duydu ve Hz. Ebu Bekir'in (r.a.) evine gitti. Onu sordu. "Hayır, evde yok" denilince Hz. Ömer de (r.a.) Peygamberimizin (a.s.m.) yanına geldi ve selam verdi. Bu sırada Hz. Peygamber'in (a.s.m.) öfkesinden yüzünün rengi değişmeye başlamıştı. Derken, Ebu Bekir (r.a.), Ömer'e acıdığından Hz. Peygamber'in onu affetmesini dilemek için diz çöktü ve "Allah'a yemin ederim ki, ya Rasulallah, ben suçluyum" diye iki deia tekrarladı. Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.m.), "Allah beni size peygamber olarak gönderdi. Ben size gerçeği söyledim. Ancak siz beni yalanladınız. Ebu Bekir ise beni tasdik etti, malı ile ve canı ile bana yardım etti. Öyle ise siz benim arkadaşımı nasıl terk edersiniz?" dedi. Rasulullah' bunu iki defa tekrarladı. Bundan sonra artık kimse Ebu Bekir' i (r.a.) üzmedi.
(Buhari, Fezail-i Ashab: 5.)
543-
Ebu Hüreyre (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Rasulullah' (a.s.m.), "Bugün içinizde oruçlu olan kim var?' diye sordu. Ebu Bekir (r.a.) "Ben varım" dedi. Rasulullah' (a.s.m.), "Bugün hanginiz bir cenazeye kablıp, arkasından yürüdü?" dedi.
Ebu Bekir (r.a.) "Ben" diye cevap verdi.
Rasulullah' (a.s.m.), "Sizden bugün kim bir fakiri doyurdu?" dedi.
Ebu Bekir (r.a.), yine "Ben" diye cevap verdi.
Rasulullah' (a.s.m.), "Kim bugün bir hasta ziyareti yaptı?" diye sordu. Yine Ebu Bekir (r.a .), "Ben" dedi.
Bunun üzerine Rasulullah' (a.s.m.), "Bütün bunlar bir kimsede bir araya geldi mi, muhakkak ki, o kişi cennete girer" buyurdu.
(Müslim, Zekat: 87.)
544-
Abdullah bin Muğaffel (r.a.), Rasulullah''ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Ashabım hakkında Allah'a karşı gelmekten korkun. Ashabım hakkında Allah'a karşı gelmekten korkun. Sakın benden sonra onlara düşman olup, sövmeyin. Onları seven, bana olan sevgisinden dolayı sevmiş olur. Onlara kızıp kin duyan da, bana olan kini ve düşmanlığından dolayı böyle yapmış olur. Onlara sıkıntı veren, bana sıkıntı vermiş; bana sıkıntı veren de Allah'a eza etmiş olur. Allah'a eza eden de büyük bir felaketle yüz yüze gelmiş olur."
(Tirmiii, Menakıb: 58; Müsned, 4:87.)
545-
Sa'd bin Ebl Vakkas (r.a.) şöyle rivayet eder:
Ömer, Rasulullah''ın (a.s.m.) huzuruna girmek için izin istemişti. Ancak o sırada onun yanında Kureyş kabilesinden bazı kadınlar vardı. Rasulullah''la konuşuyor ve sesleri Rasulullah''tan (a.s.m.) daha yüksek çıkıyordu. Ömer'in içeri girmek istediğini duyunca hemen kalktılar ve kapıya doğru yöneldiler.
Rasulullah' (a.s.m.) Ömer'in içeri girmesine müsaade etti. Ömer Rasulullah''ın (a.s.m.) huzuruna girdiyi sırada o gülümsüyordu.
Ömer, "Ya Rasulallah! Allah seni daima güler yüzlü kılsın" dedi. Rasulullah' da (a.s.m.) cevaben, "Yanımda bulunan kadınların haline şaştım . Senin sesini işitince hemen kapıya yöneldiler" buyurdu.
Ömer, Peygamberimize (a.s.m.), "Ya Rasulallah, asıl sakınılacak ve hürmet edilecek olan sizsiniz" dedi. Sonra da kadınlara dönerek, "Ey nefisleri kendilerine düşman olan kadınlar! Rasulullah''tan (a.s.m.) değil de, benden rni korkuyorsunuz?" dedi.
Kadınlar, "Evet, senden çekiniyoruz. Çünkü sen Rasulullah''tan (a.s.m.) daha sert sözlüsün" dediler. Bunun üzerine Rasulullah' (a.s.m.) şöyle buyurdu:
"Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, ey Hattab oğlu, şeytan seninle asla karşı karşıya gelmez. Sen bir yola girsen o bir başka yoldan gider."
(Buhari, Bedü'l-Halk: 101; Müslim, Fezail-i Sahabe: 22.)
546-
Abdurrahman bin Semüre (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Osman (r.a.) Usre ordusunu donattığı zaman, elbisesinin kolu içinde bin dinarla Peygamber'e (a.s.m.) geldi ve altınları Peygamber'in (a.s.m.) odasına yaydı. Peygamber'i (a.s.m.) alıp çevirirken gördüm. İki defa şöyle buyurdu:
"Bugünden sonra Osman ne yaparsa yapsın, kendisine zarar vermez, affedilir. "
(Tirmizi, Menakıb: 19.)
547-
İbn Ömer'in (r.a.) rivayetine göre Rasulullah' (a.s.m.) şöyle dua etmiştir:
"Allahım, şu iki adamdan (Ebu Cehil ile Ömer bin Hattab'dan), Sana en sevgili olanı ile İslam'ı aziz kıl." Daha sonra Rasulullah' (a.s.m.) "Bu iki kişiden Allah ' ın en çok sevdiği Ömer oldu" buyurdu.
Ve Ömer bir gün kalkıp Rasulullah''ın yanına gitti ve Müslüman oldu.
(Tirmizî, Menakıb: 17; İbn Mace, Mukaddime: 11.)
548-
Ebu Hüreyre (r.a.) Rasulullah''ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Sakın benim Sahabelerime sövmeyiniz. Sakın benim Sahabelerime sövmeyiniz. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Uhud Dağı kadar altını sadaka olarak verseniz dahi, Sahabelerimden birinin iki avuç hurma sadakasına, hatta bunun yansına bile yetişemezsiniz."
(Müslim, Fezfülü's-Sahabe: 221 .)
549-
Büreyde (r.a.) RasQlullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Sahabllerimden hiçbiri yoktur ki, bir memlekette ölsün de, Kıyamet Gününde o memleket insanlarının reisi ve nuru olarak diriltilmesin."
(Tirmizt, Menakıb : 58.)
550-
İbn Abbas (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Ömer Müslüman olduğu zaman Cebrail (a.s.m.) gelerek şöyle dedi: Ya Muhammed! Gök ehli (melekler), Ömer'in Müslüman oluşu dolayısıyla, birbirine müjde verirler.
(İbn Mace, Mukaddime: 11.)
551-
Ebu Hüreyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m.) şöyle buyuruyor:
Birisi eşyalarını da yükleyip bir ineğe binmiş giderken, inek kendisine dönüp şöyle dedi: "Ben bunun için değil, toprağı sürmek için yaratıldım." Rasulullah''ın (a.s.m.) bu sözünü işitenler şaşkınlık ve hayret içinde, "Sübhanallah, hiç inek konuşur mu?" dediler. .. Bunun üzerine Rasulullah' (a.s.m.), "Ben, Ebu Bekir ve Omer buna inanırız" buyurdu. Başka bir zaman da Rasulullah' (a.s.m.) şöyle dedi:
"Bir çoban, sürüsünü otlatırken, birden bir kurt çıktı ve koyunu kapıp kaçtı. Çoban kurdun peşinden gidip kurtardı. Bunun üzerine kurt çobana dönüp, 'Vahşi hayvanların sürüyü tehdit ettigi bir günde, benden başka bir çobanın olmadığında o koyunu kim kurtaracak?' dedi."
Bunu işitenler, "Sübhanallah, böyle şey olur mu? Hiç kurt konuşur mu?" dediler.
Rasulullah'' (a.s.m.), "Ben buna inanırım, Ebu Bekir ve Ömer de inanır" buyurdu.
Bu esnada Ebubekir de, Hz. Ömer de orada bulunuyorlardı.
(Buhari, Fezail-i Sahabe: 5; Müslim, Fezail-i Sahabe: 13; Tirmizî, Menakıb: 16.)
552-
Ebu Musa (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Rasulullah''la (a.s.m.) birlikte Medine bahçelerinden birinde bulunuyorduk. Birisi geldi ve içeri girmek için izin istedi.
Peygamberimiz (a.s.m.), "Kapıyı aç ve kendisini cennetle müjdele!" buyurdu. Açtım, baktım ki gelen Ebu Bekir' dir. Buyurduğu gibi kendisini cennetle müjdeledim. Allah' a hamd etti. Sonra bir başkası daha geldi ve kapıyı çaldı.
Hz. Peygamber (a.s.m.), "Ona da kapıyı aç ve cennetle müjdele!" buyurdu.
Kapıyı açtım. Bir de göreyim? Ömer değil mi? Hz. Peygamber'in (a.s.m.) verdiği müjdeyi ona da söyledim. O da Allah'a hamd etti. Yine birisi içeri girmek için kapıyı çaldı. Peygamberimiz (a.s.m.) onun için, "Kapıyı aç ve kendisini, başına gelecek musibetlere karşılık cennetle müjdele!" buyurdu. Kapıyı açtım. Baktım ki gelen Osman'dır. Rasulullah''ın (a.s.m.) söylediğini kendisine ilettim. O da Allah'a hamd etti ve "Yegane yardımcımız Allah'tır" dedi.
(Müslim, Fezailü's-Sahabe: 28.)
553-
Sa'd bin Ebu Vakkas (r.a.) rivayet ediyor:
Rasulullah' (a.s.m.), Tebük Savaşı'na gittiği sırada Ali'yi Medine' de yerine vekil bırakmıştı.
Ali "Ya Rasulallah siz beni çocuklar ve kadınlar arasında mı bırakıyor- ' ' sunuz?" dedi.
Rasulullah' (a.s.m.), "Harun'un Musa'ya vekalet ettiği gibi sen de bana Yardımcı olmayı arzu etmez misin? Şu var ki, benden sonra peygamber gelmeyecektir" buyurdu.
(Buhari, Cihad: 103; Müslim, Fezailü's-Sahabe: 31.)
554-
Ümmü Seleme'nin (r.a.) rivayetine göre Rasulullah' (a.s.m.) şöyle buyurur:
"Münafık olan, Ali'yi sevmez; mü'min olan da ona kin duymaz."
(Tirmizî, Menakıb: 21; Nesel, İman: 19; İbn Mace, Mukaddime: 11.)
555-
Ebu Hüreyre' den (r.a.) rivayet edilmiştir:
Rasulullah' (a.s.m.), Hira Dağı üzerindeydi. Bir ara dağ şiddetle sarsıldı.
Rasulullah' (a.s.m.) , "Sakin ol, senin üzerinde bir peygamber, bir sıddlk ve bir de şehit vardır" buyurdu.
O sırada dağda Hz. Peygamber (a.s.m.), Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyir ve Sa'd bin Ebu Vakkas bulunuyordu.
(Tirmizi, Menakıb: 27; İbn Mace, Mukaddime: 11; Ebu Davud, Sünnet: 8.)
556-
Humeyd (r.a.) , Said bin Zeyd'den (r.a.) Rasulullah' ' ın (a.s.m.) topluluk içinde şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
On kişi cennetliktir: Ebu Bekir cennetliktir, Ömer cennetliktir, Osman, Ali, Zübeyir, Talha, Abdurrahman, Ebu Ubeyde, Sa'd bin Ebu Vakkas cennetliktir." Said bin Zeyd dokuza kadar saymış, ancak onuncusunu söylememişti. Bunun üzerine orada bulunan cemaat, "Onuncusu kimdir, ey Ebu'l-A'ver, Allah aşkına söyle" diye sorunca Said, "Siz Allah'a yemin ettiğiniz için söyleyeyim. Ebu'l-A'ver de [kendisi] cennetliktir" dedi.
(Tirmizî, Menakıb : 26.)
557-
Sa'd (bin Ebl Vakkas) (r.a.) Rasulullah'' ın (a.s.m.) şöyle dua ettiğini rivayet ediyor:
"Allahım , Sa' d Sana dua ettiği zaman duasını kabul et."
(Tirmizî, Menakıb : 27.)
558-
Cabir (r.a.) rivayet eder:
Rasulullah' (a.s.m.) çoğu zaman sükut eder ve az gülerdi.
(Ahmed Ibn Hanbel, Müsned: 5.88.)
559-
Ebu Said (r. a .) rivayet ediyor:
Peygamberimiz (a .s.m.) örtüsü· altında, iffetiyle oturan bakire kızdan daha çok hayalıydı. O bir şeyden hoşlanmadığı zaman yüzünden anlardık.
(Buhari, Menakıb: 23; Müslim, Fezfül: 17; Ibn Mace, Zuhd: 17.)
560-
Ata (r.a.) rivayet etmiştir:
Abdullah İbn Ömer'e (r.a.) . "Rasulallah'ın (a.s.m.) Tevrat'daki özelliklerinden biraz bana söz eder misin?" dedim. Şöyle anlattı:
"Evet. Allah'a yemin ederim ki, Onun Kur'an'da zikredilen bazı vasıfları Tevrat' da da zikredilmiştir. Mesela bir tanesi şöyledir:
"'Ey Peygamber! Biz seni ümmetinin işlerine şahit, cennetle müjdeleyici ve cehennem ile korkutucu ve okuma yazma bilmeyen bir topluluğun koruyucusu olarak gönderdik. Sen Benim kulum ve peygamberimsin. Sana "Mütevekkil [tevekkül eden]" adını verdim.
'"O, kötü huylu ve katı kalbli değildir. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez, affeder ve bağışlar. Allah, bir süre peygamber gönderilmediği fetret devrinde Hak dinden sapmış olan milletleri "Allah'tan başka ilah yoktur" diyerek doğru yola yöneltinceye, onun vasıtasıyla kör gözleri, sağır kulakları ve mühürlenmiş olan kalbleri açıncaya kadar onun ruhunu almaz.'"
(Buhari, Büyu': 50; Müsned, 2:174.)
561-
Ebu Hüreyre' den (r.a.) rivayet edilmiştir:
Rasulullah' (a.s.m.) hiçbir zaman yemeğin kusurunu bulmaz; iştahı varsa yer, yoksa yemezdi.
(Buhari, Menâkib: 23; Tirmizi: Birr: 84.)
562-
Ebu Hüreyre (r.a.) Rasulullah''ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Her peygamberin kabul edilecek bir duası vardır. Hepsi de acele edip bu duasını dünyada yapmıştır. Ben ise duamı, Kıyamet Gününde ümmetime şefaat etmek üzere tehir ettim. Ümmetimden, Allah'a şirk koşmadan vefat eden herkes inşaallah bu şefaate nail olacaktır. "
(Buhari, Tevhid: 31; İbn Mace, Zühd: 37; Müslim, İman: 338.)
563-
Cabir (bin Abdullah) (r.a.) rivayet ediyor: Rasulullah''tan (a.s.m.) bir şey istenip de ona "Hayır!" dediği asla görülmemiştir.
(Müslim, Fezail: 56.)
564-
Enes (r.a.) rivayet etmiştir:
Rasulullah' (a.s.m.) Medine'ye teşrif ettikleri zaman üvey babam Ebu Talha elimden tutup beni Rasulullah''a götürdü. Ona, "Ya Rasulallah, Enes akıllı bir çocuktur. Size hizmet etsin" dedi.
Artık ben ondan sonra gerek barış ve gerekse savaş zamanlarında on sene boyunca Rasulullah''ın (a.s.m.) hizmetinde bulundum. Allah'a yemin ederim ki, bir defacık olsun, yaptığım herhangi bir iş için bana, "Bunu niye böyle yaptın?" yapmadığım bir iş için de, "Bunu niye böyle yapmadın?" demedi.
(Buhari, Vesaya: 25; Müslim, Fezail: 52.)
565-
Hz. Aişe (r.anha) rivayet ediyor:
Rasulullah' (a.s.m.) Allah yolunda yaptığı cihad dışında , hiç kimseye ne bir kadına, ne de bir hizmetçiye asla eliyle vurmamıştır. Kendisine kötü bir şey yapıldığı zaman, bu Allah'ın yasaklarından birini ihlal manasını taşımadığı müddetçe, yapandan intikam almamıştır. Öyle durumlarda da Allah adına intikam almış , öfkelenmiştir.
(Buhari, Edeb: 80; Müslim, Fezail: 79; Ebu Davud, Edeb: 4.)
566-
Enes (r.a.) şöyle der:
İbrahim'i Rasulullah''ın (a.s.m .) kucağında can çekerken gördüm. Rasulullah''ın (a.s.m.) iki gözünden de yaş damlıyordu. Şöyle buyurdu: "Göz yaşarır ve kalb üzülür. Fakat biz Rabbimizin hoşnut olmayacağı bir söz söylemeyiz. Allah'a yemin ederim ki, ey İbrahim; biz senin ayrılığından dolayı pek üzgünüz!"
(Buhari, Cenaiz: 43; Müslim, Fezail: 62; İbn Mace, Cenaiz: 53.)
567-
Hz. Cabir (r.a.) rivayet ediyor:
İnsanlar Hudeybiye Antlaşması' nın yapıldığı gün susamışlardı. Hz. Peygamber'in (a.s.m.) önünde ise ancak küçük bir su tulumu vardı. Rasulullah' (a.s.m.), bu sudan abdest aldı. Bunu gören Müslümanlar su almak üzere çevresinde toplandılar.
Rasulullah' (a.s.m.), "Size ne oluyor böyle?" dedi.
"Önünüzde bulunan sudan başka içmeye ve abdest almaya bir damla suyumuz yok" dediler.
Bunun üzerine Rasulullah' (a.s.m.), mübarek elini önündeki su tulumuna koydu ve hemen parmakları arasından, tıpkı çeşmelerde olduğu gibi, sular fışkırmaya başladı. Ondan içtik ve abdest aldık.
Cabir'e (r.a.) "Kaç kişi idiniz?" diye sorulduğunda, "115 kişi idik. Eğer yüz bin kişi de olsaydı, bu su bize yine kafi gelirdi" dedi.
(Ahmed İbn Hanbel, Müsned: 3:329.)
568-
Hz. Abdullah (r.a.) rivayet ediyor:
Rasulullah' (a.s.m.) yemek yediği sırada, biz yemeğin tesbih ettiğini işitirdik.
(Buhari, Menakıb: 25; Darimi, Mukaddime: 5; Müsned, 1:460.)
569-
Cabir (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Babam borçlu olarak ölmüştü . Hz. Peygamber'e geldim ve "Ey Allah ' ın Nebisi, babam borçlu olarak vefat etti. Yanımda ise babamın hurmalığından toplanan bir miktar hurma dışında bir şey yok. Bu hurmalığın birkaç senelik ürünü bile borçları karşılamaya yetmez. Lütfen benimle birlikte gelin de borçlular bana kötü söz söylemesinler" dedim.
Bunun üzerine Hz. Peygamber, hurma harmanlarından birisinin çevresinde dolaşıp Allah' a dua etti. Daha sonra oturdu ve 'Hurmaları harmandan çıkarın ve borçlulara vermek üzere tartın' dedi.
Tartıp verdiler. Borçlar tamamıyla ödendiği gibi, bir o kadar da geri kaldı."
(Buhari, Menakıb: 25.)
570-
Adiyy bin Hatim (r.a.) şöyle rivayet eder:
"Rasulullah'''ın (a.s.m.) yanında bulunduğum bir sırada, bir adam çıkıp geldi ve ona fakirlikten şikayet etti. Sonra bir başkası geldi. O da yol kesicilikten şikayet etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.m.) bana hitaben şöyle buyurdu:
"Ey Adiyy! Sen hiç Hire'yi gördün mü?"
Ben, "Hayır, görmedim, fakat biliyorum" dedim.
Rasulullah'' (a.s.m.), "Eğer ömrün yeterse, deve üstündeki ve mahfeli içideki kimsenin Allah'tan başka hiç kimseden korkmayarak, güven içinde ta H1re'den kalkıp Kabe'yi tavaf etmeye gideceğini göreceksin" dedi.
Ben kendi kendime, "Ya şu Tayy kabilesinin memleketi bozguna uğratan eşkiyasına ne demeli?" diye düşünürken Hz. Peygamber (a.s.m.) sözüne şöyle devam etti:
"Eğer o zamana kadar yaşarsan Kisra' nın hazinelerinin ele geçirileceğini göreceksin."
Ben, "Hürmüz'ün oğlu Kisra'nın mı?" diye sordum.
"Evet" buyurdu. Yine sözüne devamla şöyle buyurdu:
"Eğer ömrün vefa ederse, bir adamın avucunun altın veya gümüşle dolup taştığını göreceksin. Öyle ki, bu adam, parayı verebileceği fakir birisini bulamayacaktır.
"İçinizden birisi Allah'ın huzuruna, arada herhangi bir tercüman bulunmaksızın varacak ve Allahü Teala kendisine, 'Ben sana hakikati bildiren bir Peygamber göndermedim mi?' diye soracak.
"O, 'Evet, gönderdin' diyecek.
"Allahü Teala, 'Sana mal ve evlat vermedim mi? Sana her türlü iyiliği Yapmadım mı?' diye soracak.
"O da, 'Evet, verdin' diye cevap verecek. Sağına bakacak yalnız cehennemi görecek. Soluna bakacak, yine cehennemi görecek. Öyle ise, bir hurma parçası kadar dahi olsa iyilikle cehennemden kendinizi korumaya bakın. Kim iyilik yapmak üzere bunu da bulamazsa, Allah' ın rızası için, bir iyiliğe götüren veya zayıf birisine yardımı ifade eden bir çift güzel söz söyleyin." Adiyy der ki, bir kadının, deve üstündeki mahfelde, ta H1re'den kalkıp, Kabe'ye kadar Allah'tan başka kimseden korkmayarak geldiğini gözlerimle gördüm. Kisra'nın hazinelerini ele geçirenler arasında bizzat bulundum. Eğer ömrünüz yeterse, Ebu'l-Kasım'ın [Peygamberimizin (a.s.m.)] haber verdiklerinin hepsinin de gerçekleşeceğini göreceksiniz."
(Buhari, Menakıb: 25.)
571-
Cabir (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Hendek kazıldığı zaman Rasulullah''ın (a.s.m.) çok şiddetli açlık çektiğini görmüştüm. Hemen evime, ailemin yanına döndüm.
"Yanında yiyecek bir şeyler var mı? Rasulullah''ı çok aç bir vaziyette gördüm" dedim.
Eşim, içinde bir sa' (2,917 kg] arpa bulunan bir dağarcık çıkardı. Küçük de bir oğlağımız vardı. Ben oğlağı kesip kazana koydum, hanım da arpayı el değirmeninde öğüttü. İkimiz de işimizi aynı anda bitirdik. Sonra Rasulullah' ' ı (a.s.m.) davet etmek üzere kapıya yöneldim.
Eşim, "Sakın beni Rasulullah''a ve sahabllerine karşı utandırma" dedi. Rasulullah''ın (a.s.m.) yanına varıp, kendisine sessizce, "Ya Rasulallah, küçük oğlağımızı kestim. Eşim de evde bulunan bir sa' arpayı öğüttü. Yanınızdaki cemaatle birlikte buyurun, gelin, yiyelim" dedim.
Bunun üzerine Rasulullah' (a.s.m.) yüksek sesle, "Ey hendekte bulunanlar! Cabir size bir ziyafet hazırlamış. Haydi, gidip yiyelim!" dedi.
Bana da dönüp, "Ben evinize gelinceye kadar kazanı ocaktan indirmeyin. Hamuru da pişirmeyin" diye tembih etti.
Eve geldim. Rasulullah' da (a.s.m.) peşimden, herkesten önce geldi. Yanına varınca eşim bana, gelen kalabalığı ağırlayamama korkusuyla, "Allah seni şöyle şöyle yapsın" diye söylendi. Ben de, "Senin söylediklerini ben de Rasulullah''a söyledim" dedim. Daha sonra eşim mayalanmış olan hamuru Rasulullah''ın huzuruna çıkardı. Rasulullah' (a.s.m.) mübarek tükrüğünü sürerek hamuru bereketlendirdi. Sonra et kazanının yanına varıp ona da tükrüğünü sürüp bereketlendirdi. Sonra eşime hitaben, "Haydi ekmekçi bir kadın çağır da seninle birlikte ekmek yapsın!" dedi. "Kazanı ocaktan indirmeyin. Yemeği kepçe kepçe alıp, verin" diye de tembihledi. Allah'a yemin ederim ki, gelenler bin kişi olduğu halde, hepsi de yiyip gitti. Onlar gittiği zaman da kazanımız önceden olduğu gibi kaynamaktaydı. Hamurumuzdan da ekmek yapılıyordu.
(Buhari, Cihad: 188; Müslim, Eşribe: 141.)
572-
Hz. Aişe (r.anha) rivayet ediyor:
Rasulullah' (a.s.m.) odamda yatıyordu. Bacakları [baldırları] açıktı. O haldeyken Ebu Bekir içeriye girmek için izin istedi. Peygamber (a.s.m.) bulunduğu durumu değiştirmeksizin Ebu Bekir' in içeri girmesine izin verdi ve onunla bir müddet konuştu. Sonra Ömer içeri girmek için izin istedi. Ona da, aynı durumda müsaade etti ve onunla da bir miktar konuştu. Daha sonra Osman içeri girmek için izin istedi. Bu defa Peygamber (a.s.m.) kalkıp oturdu. Elbisesini düzeltti ve ondan sonra da Osman'ın içeri girmesine müsaade etti. Osman da içeri girip kendisiyle bir müddet konuştu. Daha sonra Osman dışarı çıkınca Aişe, "Ya Rasulallah! Ebu Bekir geldi, durumunuzu değiştirmediniz. Ömer girdi, ona da aynı şekilde davrandınız. Fakat Osman içeri girince, kalkıp oturdunuz ve elbisenizi düzelttiniz" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.m.) şöyle buyurdu:
"Ey Aişe! Meleklerin bile kendisinden haya ettiği bir kimseden ben nasıl haya etmem?"
(Müslim, Fezailü's-Sahabe: 26.)
573-
Rasulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:
"Kim Rume Kuyusu'nu açarsa cennetliktir."
Hz. Osman, hemen onu açtırdı.
Rasulullah' (a.s.m.), "Kim Usre Ordusu'nu [Tebuk Gazvesi'ne giden ordu] donatırsa o cennetliktir" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Osman bu orduyu teçhiz etti [1000 dinar, 50 at ve 100 deve verdi].
(Buhari, Fezailü's-Sahabe: 7; Tirmizi, Menakıb: 19.)
574-
Hz. Aişe (r.anha) rivayet ediyor:
Rasulullah' (a.s.m.) iki şeyden birini tercih etmek durumunda olduğu zaman günah olmadığı müddetçe, daima kolay olanını tercih ederdi. Eğer günah söz konusu olursa, insanlar arasında ondan en çok uzak duran da yine o olurdu. Rasulullah' (a.s.m.) Allah' ın haram kıldığı şeylerden birinin işlenmesi dışında, kendi şahsı ile ilgili bir meseleden dolayı asla kin tutup öç almamıştır."
(Buhari, Hudud: 10; Müslim, Fezail: 77; Tirmizi, Menakıb: 34.)
575-
Muhammed bin Hanefi (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Babam Hz. Ali'ye, "Peygamberden (a.s.m.) sonra en hayırlı insan kimdir?" diye sordum.
"Ebu Bekir'dir" diye cevap verdi.
"Sonra kimdir?" dedim.
"Ömer" diye cevap verdi.
Osman demesinden korktuğum için, "Herhalde Ömer' den sonra da sen" dedim. Bunun üzerine babam, "Ben ancak Müslümanlardan birisiyim" diye cevap verdi.
(Manslır Ali Nasıf, Tac: 3.315.)
576-
Ebu Hüreyre (r.a.) Rasulullah''ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediYor:
'"Bir defasında rüyamda kendimi cennette görmüştüm. Bir de baktım ki, bir kadın, bir köşkün yanında abdest alıyor.
'Bu köşk kime aittir?' diye sordum. 'Ömer'indir' dediler. Ömer'in kıskançlığını hatırlayıp hemen yönümü başka tarafa çevirdim.'"
Ömer, Rasulullah''ın (a.s.m.) bu latifeli müjdesini işitince ağladı ve, "Ey Allah'ın Rasulü, sizi de mi kıskanacağım?" dedi.
(Buhari, Bedü' l-Halk: 100; Müslim, Fezfill-i Sahabe: 20.)
577-
Ebu Said (el-Hudr1) (r.a.) Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Hiçbir peygamber yoktur ki, gök ehlinden de [meleklerden], dünyadakilerden de ikişer yardımcısı olmasın. Benim gök ehlinden vezirlerim Cebrail ve Mikail'dir. Dünya ehlinden iki yardımcım da, Ebu Bekir ve Ömer'dir."
(Tirmizi, Menakıb: 16.)
578-
Hz. Aişe (r.anha) şöyle rivayet ediyor:
Rasulullah''ın (a.s.m.) Medine'ye teşrif ettiği ilk gecelerden birisinde uykusu kaçmıştı.
"Keşke, Sahabelerimden salih birisi bulunsaydı da beni bu gece korusaydı" dedi.
Biz böyle konuşurken silah şakırtıları duyduk.
Hz. Peygamber (a.s.m.), "Kimdir o?" dedi.
Dışarıdan , "Ben, Sa'd bin Ebu Vakkas'ım" diye cevap geldi.
Rasulullah' (a.s.m.) ona, "Ne diye geldin?" diye sordu.
Sa'd, "Peygamber'e (a.s.m.) bir zarar gelir korkusu içime düştü ve kalkıp korumaya geldim" dedi.
Bunun üzerine Rasulullah' (a.s.m.) ona dua etti ve uyudu.
(Tirmizi, Menakıb: 27.)
579-
Ukbe bin Amir (r.a.) Rasulullah''ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Eğer benden sonra Peygamber gelecek olsaydı, Ömer bin Hattab olurdu."
(Tirmizi, Menakıb: 18.)
580-
İbn Ömer (r.a.) Rasulullah''ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Allah Ömer'in diline ve kalbine hakkı yerleştirdi."
' (Tirmizî, Menakıb : 18.)
581-
İbn Ömer (r.a.) rivayet ediyor:
Peygamberimiz (a.s.m.) , hicretten sonra, Sahabeleri birbirleriyle kardeş yapmıştı. Ali gözü yaşlı bir halde geldi ve "Ya Rasfılallah, Sahabelerin hepsini birbirleriyle kardeş yaptınız. Fakat beni hiçbiri ile kardeş yapmadınız" dedi. Rasulullah'' (a.s.m.) bu sözler üzerine şöyle cevap verdi:
"Sen de benim dünya ve ahiret kardeşimsin."
(Tirmizî, Menakıb: 21.)
582-
Ali (bin Ebu Talib) (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Rasulullah'''ın (a.s.m.) mübarek ağzından bizzat işittim. Şöyle buyuruyordu:
"Talha ve Zübeyir cennette benim komşularımdır ."
(Tirmizî1 Menakıb: 22.)
583-
Zeyd bin Erkam (r.a.) Rasulullah'''ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Ben kimin dostu ve efendisi isem, Ali de onun dostu ve efendisidir."
(Tirmizî, Menakıb: 20; İbn Mace, Mukaddime: 11; Müsned, 1:84.)
584-
Hz. Ali'nin (r.a.) rivayetine göre Rasulullah'' (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Ben hikmetin sarayıyım. Ali de onun kapısıdır."
(Tirmizî, Menakıb: 21.)
585-
Seleme bin Ekva (r.a.) rivayet etmiştir:
Ali (r.a.) Hayber Seferi'ne Hz. Peygamber'le (a.s.m.) birlikte çıkmamıştı. Çünkü gözlerinden rahatsızdı. Sonra, "Ben bu seferden geri mi kalacağım?" deyip hemen yola çıktı ve Hz. Peygamber'e (a.s.m.) kavuştu. Hayber'in fethedileceği günün gecesinde Rasulullah'' (a.s.m.), "Bu sancak, yarın Allah ve Rasfılü'nün kendisini sevdiği [veyahut Allah ve Rasfılü'nü çok seven] birisine verilecek. Allah da onu muzaffer edecektir" dedi.
Bir de baktık ki, Ali bize yetişmiş. Halbuki biz onun geleceğini ümit etmiYorduk. "İşte Ali!" dediler. Rasulullah'' (a.s.m.) sancağı Ali'ye verdi ve Allah, Ali'nin sancağı altında Hayber'in fethini müyesser kıldı.
(Buhari, Bedü'l-Halk: 104; Müslim, Fezailü's-Sahabe: 35; Tirmizî, Menakıb : 20.)
586-
Hz. Büreyde (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Hz. Peygamber (a.s.m.) bize bir konuşma yapıyordu. Hasan ile Hüseyin çıkageldi. Üzerlerinde de kırmızı birer gömlek vardı. Düşe kalka yürüyorlardı. Rasulullah'' (a.s.m.) minberden indi ve onları kucağına alıp önüne koydu. Sonra da şöyle buyurdu:
"Allahü Teala, 'Mallarınız ve evlatlarınız fitnedir, birer imtihan vesilesidir' diye ne doğru buyurmuştur. Bu iki çocuğa baktım; düşe kalka yürüyorlar. Sabredemedim, konuşmamı kestim, kaldırıp buraya getirdim."
(Tirmizî, Menakıb: 31.)
587-
Hz. Aişe (r.anha) rivayet ediyor:
Hz. Peygamber (a.s.m.) bir sabah, üzerinde siyah kıldan yapılmış ve üzeri nakışlı bir elbise olduğu halde dışarı çıktı. O esnada Ali'nin oğlu Hasan geldi. Hz. Peygamber (a.s.m.), onu elbisenin içine aldı. Sonra Hüseyin geldi. Onu da elbisenin içine aldı. Sonra Fatıma geldi. Onu da elbisenin içine aldı. Sonra Ali geldi. Onu da elbisenin içine alıp sardı. Daha sonra da şu ayeti okudu:
"Allah, siz ehl-i beytten kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister." (Ahzab Slıresi, 33.)
(Müslim, Fezail-i Sahabe: 61; Tirmizî, Edeb: 49.)
588-
Hz. Mesruk (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Abdullah İbn Amr'ın yanında İbn Mes'ud'dan söz açtılar. Bunun üzerine Abdullah şöyle dedi:
Rasulullah''ın (a.s.m.) onun hakkındaki sözlerini işittikten sonra onu sevmekten vazgeçemem. Rasulullah' (a.s.m.) şöyle buyurmuştu:
"Kur'an-ı Kerim'i şu dört kişiden öğreniniz: Abdullah İbn Mes'ud'dan (ilk önce onu saymıştır), Salim'den, Übeyy bin Ka'b'dan ve Muaz bin Cebel'den."
(Buhafı, Menakıbü ' l-Ensar: 14; Müslim, Fezail-i Sahabe: 118.)
589-
Hz. Ali'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre Rasulullah' (a.s.m.) Ömer, Abbas'ın zekat meselesi hakkında konuştuğunda ona şöyle dedi:
"Amca baba yerindedir."
(Tirmizî, Menakıb: 28.)
590-
Ebu Hüreyre (r.a .) şöyle rivayet ediyor:
İnsanlar, "Ebu Hüreyre çok hadis rivayet ediyor" diyorlardı. Halbuki ben karın tokluğuna devamlı olarak Rasulullah''ın (a.s.m.) peşinde dolaşıyor, ekmek yemiyor, ipekli elbise giymiyordum. Ne erkek ve ne de kadın hizmetçim vardı. Zaman zaman açlıktan karnımı yere yapıştırıyor, açlık acısını dindirmeye çalışıyordum. Kendim bildiğim halde, insanların bana bir ayeti okuyup öğretmesini isterdim. Ta ki, onlar bu vesileyle beni alıp evlerine götürsünler. Hem ayeti öğretip , hem de bana bir şeyler yedirsinler. Cafer bin Ebu Talib fakirlere çok iyi davrananlardandı. Bizi alır, evine götürür, ne varsa yedirirdi. Evde bir şey bulunmadığı zaman da yağ kabını çıkarır, biz de kabın ağzını açarak dibinde kalanları sıyırırdık."
(Buhari, Fezail-i Sahabe: 10.)
591-
Ebu Hüreyre (r.a.) Rasulullah''ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Cafer'i cennette meleklerle birlikte uçarken gördüm."
(Tirmizî, Menakıb: 30.)
592-
Hz. Habbab'dan (r.a.) rivayet ediliyor:
Rasulullah''la (a.s.m.) birlikte sadece Allah rızası için hicret etmiştik. Mükafatımızı da Allah'tan bekliyorduk. Ancak kimimiz Allah ' ın dünyadaki nimetlerinden istifade edemeden vefat etti. Kimimiz de hicretten sonra dünya nimetlerine kavuştu.
Mus' ab bin Umeyr de vefat ettiği zaman, geride bir tek elbisesinden baş ka bir şey bırakmamıştı. Bununla baş tarafını örttükleri zaman ayakları açıkta kalıyor ayaklarını örttükleri zaman da baş kısmı açıkta kalıyordu . Rasulullah' (a.s.m.) , "Bu elbise ile baş kısmını örtün. Ayaklarının üstüne de ızhır denilen ottan koyun" buyurdu.
(Buhari, Menakıbü ' l-Ensar: 45; Müslim, Cenfüz: 44; Tirmizî, Menakıb : 53.)
593-
Hz. Aişe (r.anha) şöyle rivayet etmiştir:
Rasulullah' ' ın (a.s.m.) vefat hastalığı sırasında bütün hanımları bir araya toplanmışlardı. Biraz sonra Fatıma da yürüyerek geldi. Onun yürüyüşü tıpkı Rasulullah'' ın yürüyüşü gibiydi.
Rasulullah' (a.s.m.) kendisine, "Hoş geldin kızım " dedi ve sağına (veya soluna) oturttu. Sonra kendisine gizlice bir şeyler söyledi. Bunun üzerine Fatıma ağladı. Tekrar ona bir şeyler söyledi. Ancak bu defa güldü. Ben de hunun üzerine Fatıma' ya , "Niye ağlıyorsun?" diye sordum.
Fatıma, " Rasulullah' ' ın (a.s.m.) sırrını açığa vuramam" diye cevap verdi. Kendi kendime şöyle diyordum: "Bugünkü kadar, sevincin üzüntüye bu derece yaklaştığını görmedim."
Rasulullah' (a.s.m.) ahirete teşrif edince bu hadiseyi tekrar Fatıma'ya sordum. Şöyle dedi:
"Rasulullah' (a.s.m.) her sene Kur'an-ı Ker1m'i baştan sona bir defa Cebrail'le karşılıklı okuduklarını [mukabele], bu sene ise iki kere mukabele ettiğini söyledi. Ve 'Ecelimin yaklaştığını hissediyorum. Ailemden bana ilk kavuşacak olan sensin. Ben senin için ne iyi selefim [senden önce gidici]' buyurdu. "Bunun için ağlamıştım. Daha sonra ise bana, 'Mü'min kadınların veya bu ümmetin kadınlarının efendisi olmaya razı değil misin?' diye sordu. Bunu işitince de gülmüştüm . "
(Buhari, Menakıb: 25; Müslim, Fezailü's-Sahabe: 99; İbn Mace, Cenaiz: 64.)
594-
Ebu Said Hudrl (r.a.), Hz. Peygamber' den (a.s.m.) şöyle rivayet ediyor:
"Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin efendileridir."
(Tirmizi, Menakıb:31.)
595-
Hayseme bin Ebu Sebre (r.a.) rivayet etmiştir:
Medine'ye geldim ve "Ya Rabbi, kendisi ile konuşup sohbet edeceğim iyi bir kimseyi karşıma çıkar" diye dua ettim. Allah da karşıma Ebu Hüreyre'yi çıkardı. Kendisi ile bir yere oturup konuştum ve "Allah'tan, kendisi ile oturup sohbet edecek iyi bir zatla beni karşılaştırmasını istedim. Allah da seni nasip etti" dedim.
Bu söz üzerine Ebu Hüreyre, "Sen kimlerdensin?" diye sordu.
"Kufeliyim ve hayrı arayıp bulmak üzere buraya geldim" dedim.
Ebu Hüreyre "Duası daima Allah tarafından kabul edilen Sa' d bin Malik Hz. Peygamber'in abdest suyunu ve takunyalarını hazırlayacak kadar kendisine yakın olan İbn Mes'ud, Rasulullah''ın (a.s.m.) sırdaşı Huzeyfe, Hz. Peygamber'in ifadesiyle Allah'ın kendisini şeytanın kötülüğünden koruduğu Ammar ve Kur'an'ı da, İncil'i de iyi bilen Selman-ı Farisi aranızda değil mi? Daha burada ne arıyorsun?" dedi.
(Buhari, Fezail-i Sahabe: 20; Tirmizî, Menakıb: 38.)
596-
İbn Abbas (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Rasulullah' (a.s.m.) Hüseyin'i omuzunda taşıyordu. Bunu gören birisi, "Ne güzel bir bineğin üzerindesin, ey çocuk!" dedi.
Rasulullah' da (a.s.m.), "O da ne güzel bir binicidir" diye cevap verdi.
(Tirmizî, Menakıb: 31.)
597-
Hz. Enes (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Rasulullah' (a.s.m.), Mlıte Harbi sırasında, Zeyd, Cafer ve lbn Revaha'nın ölüm haberleri gelmeden önce şehit olduklarını haber verdi. Rasulullah' (a.s.m.) şöyle diyordu:
"Sancağı Zeyd aldı ve vurularak (şehid) düştü, sonra Cafer aldı, o da vurularak şehit düştü. Sonra İbn Revaha aldı, o da şehit oldu. Nihayet Allah'ın kılıçlarından bir kılıç sancağı aldı ve Allah onun kumandası altında zaferi nasip etti."
Rasulullah' bunları söylerken gözleri yaşarmıştı.
(Buhari, Megazl: 44; Tirmizî, Menakıb : 25.)
598-
Hz. Peygamber'in (a.s.m.) Sahabelerinden Abdurrahman bin Ebu Umeyre
(r.a.) Rasulullah''ın (a.s.m.) Muaviye (r.a.) hakkında şöyle dua ettiğini rivayet eder:
"Ya Rabbi, onu doğru yolda dfüm eyle ve başkalarını da onun vasıtasıyla doğru yola eriştir."
(Tirmizî, Menakıb: 48.)
599-
Enes (bin Malik) (r.a.) şöyle rivayet ediyor:
Hz. Peygamber'in (a.s.m.) vefatından sonra Ebu Bekir, Ömer'e, "Haydi, Hz. Peygamber'in (a.s.m.), Ümmü Eymen'i ziyaret ettiği gibi biz de gidip ziyaret edelim" dedi. Kalkıp gittiler. Ümmü Eymen'in yanına vardıklarında ağlamaya başladı. Ebu Bekir ve Ömer, ona, "Ne diye ağlıyorsun? Rasulullah''ın (a.s.m.) Allah katındaki makamı elbette daha hayırlıdır" dediler. Ümmü Eymen, "Ben bunu bilmediğimden ağlamıyorum ki. Ben artık semadan vahyin gelişi kesilmiştir diye ağlıyorum" dedi.
Bu söz onlara öylesine dokundu ki, beraberce ağlamaya başladılar.
(Müslim, Fezailü's-Sahabe: 103.)
600-
Hz. Aişe (r.anha) şöyle rivayet ediyor:
Rasulullah' (a.s.m.) bir defasında, "Ey Aişe, işte Cebrail! Sana selam ediyor" buyurdu. Ben de, "Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi onun da üzerine olsun" dedim. Rasulullah' (a.s.m.), benim görmediğimi de görürdü.
(Tirmizî, Menakıb: 63; Müslim, Fezailü's-Sahabe: 91.)
601-
Enes (bin Malik) (r.a.) Ensarın, Hendek Gavzesi sırasında şu şiiri okuduğunu anlatıyor:
"Biz o kimseleriz ki, biat etmişiz Muhammed'e (a.s.m.). "Yaşadığımız müddetçe ebediyyen cihad etmeye."
Rasulullah' (a.s.m.) onların bu şiirine şöyle cevap vermişti:
"Allahım gerçek hayat ancak ahiret hayatıdır. Ensar ve Muhacirine ikram et."
(Buhari, Menakıbü'l-Ensar: 9; Müslim, Cihad: 126; Tirmizî, Menakıb: 55.)
602-
İbn Şemas (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Amr bin As'ın ziyaretine gitmiştik. Ölüm hastalığında idi ve durmadan ağlıyordu. Yüzünü de duvardan tarafa çevirmişti. Oğlu, "Babacığım, niye bu kadar üzülüyorsun? Rasulullah'' (a.s.m.) seni şöyle şöyle müjdelemedi mi? Rasulullah'' (a.s.m.) seni şununla müjdelemedi mi?" demeye başladı. Bunun üzerine yüzünü bizden tarafa çevirdi ve şunları söyledi: "Ahiret için hazırladığım en değerli şey 'La ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammedden Rasulullah'' dır [Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in (a.s.m.) Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet ederim]. Hayatımın üç devresi vardır:
"Önceleri Rasulullah''a (a.s.m.) benden çok kin tutan birisi yoktu. Eğer bu hal üzerine ölseydim şüphesiz ki cehennemlik olacaktım. Allah kalbimi İslam'a yöneltince Rasulullah''a (a.s.m.) geldim ve 'Sağ elini uzat, sana biat edeyim' dedim. O sağ elini uzatınca ben elimi geri çektim. Rasulullah' (a.s.m.), 'Ne oluyor sana Amr?' dedi. 'Önce bir şart koşmak istiyorum' dedim. Rasulullah'(a.s.m.), 'Ne şartı koşacaksın bakalım? ' dedi. 'Günahlarımın affedilmesini' dedim. Rasulullah' (a.s.m.) 'Bilmiyorsun ki, İslam, önceki günahları siler, hicret önceki günahları siler, hac da önceki günahları siler' buyurdu. Artık bundan sonra, benim için Rasulullah''tan (a.s.m.) daha sevimli birisi olamazdı. Ona karşı duyduğum saygıdan dolayı, gözlerim doya doya ona bakamazdım. Eğer onun vasıflarını dile getirmem istense bunu yapamazdım. Çünkü hayranlıkla kendisine bakarken, yüzünün şeklini göremezdim. İşte bu halde iken ölseydim, cennetliklerden biri olacağımı kuvvetle ümit ederdim.
"Daha sonra bazı vazifelerin başına getirildim. Bu sıradaki halimin nasıl olduğunu bilemiyorum.
"Öldüğüm zaman, hiçbir kadın arkamdan ağıt yakmasın! Buhur da yakılmasın. Beni defnettiğiniz zaman üzerime toprak serpiniz. Sonra da bir deve kesip, etini dağıtıncaya kadar, kabrimin çevresinde bulunun ki, yerime alışayım ve Rabbimin elçileri olan sorgu meleklerine vereceğim cevabı düşüneyim."
(Müslim, İman: 192.)
603-
Enes (r.a.) Rasulullah' ' ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Cennete girdim. Birden bir ayak sesi işittim. 'Kimdir o?' diye sordum.
"'Bu Enes bin Malik' in annesi Milhan kızı Gumeysa' dır' dediler."
(Müslim, Fezail-i Sahabe: 105.)
604-
Enes'e (r.a.) denildi ki, "Sen şu Ensar isminin verilişi hakkında ne dersin? Size önceden Ensar denilir miydi, yoksa Allah mı size bu ismi verdi?"
Enes "Evet bize bu ismi Allah verdi" dedi.
(Buhari, Menakıbü ' l-Ensar: 1.)
605-
Zeyd bin Erkam'ın (r.a.) rivayetine göre Rasulullah' (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Allahım, Ensan, Ensarın çocuklarını ve Ensarın torunlarını mağfiret eyle, bağışla."
(Müslim, Fezfül-i Sahabe: 172; Tirmizî, Menakıb : 65.)
606-
Enes'in (r.a.) rivayetine göre Rasulullah' (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Ümmetimin hali yağmura benzer. Başlangıcının mı, yoksa sonunun mu hayırlı olduğu belli değildir."
(Tirmizî, Edeb: 81.)
607-
Hz. Aişe' den (r.anha) rivayet ediliyor:
Rasulullah' (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Kureyş müşriklerini hicvediniz. Çünkü bu hiciv, onlara ok atmaktan daha ağır gelir."
Daha sonra Abdullah İbn Revaha'ya haber gönderip, "Onları hicvet" buyurdu. İbn Revaha, Kureyş'i hicvetti. Fakat bu onlar üzerinde fazla bir tesir meydana getirmedi. Daha sonra aynı maksatla Ka'b bin Malik'e haber gönderdi. Daha sonra da Hassan bin Sabit' i çağırttı.
Hassan gelince, "Nihayet kuyruğu ile saldıran bu arslanı çağırma zamanı geldi" buyurdu. Hassan dilini ağzından çıkarıp oynattı ve "Seni gerçekten Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, deriyi parçalarcasına dilimle onları perişan edeceğim" dedi.
Bunun üzerine Rasulullah' (a.s.m.), "Acele etme, Ebu Bekir'e git. Çünkü Kureyş' in soyunu sopunu en iyi bilen Ebu Bekir'dir. Ben de onların soyundanım. Ebu Bekir'e git de benim soyumu kısaca sana anlatsın" dedi.
Hassan, Ebu Bekir' e gidip, gerekli bilgiyi aldıktan sonra döndü ve "Ya Rasulallah, Ebu Bekir bana senin soyunu kısaca anlattı. Seni gerçekten Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, hamurdan kıl çeker gibi ben seni onların arasından ayıracağını" dedi.
Rasulullah' da (a.s.m.) cevaben, "Şunu iyi bil ki, sen Allah ve Rasulü'nü müdafaa ettiğin müddetçe Cebrail sana kuwet verecektir" buyurdu. Hassan şu beyitleri söylemişti:
Muhammed'i (a.s.m.) hicvettiniz. İşte cevabı,
Bu konuda benim mükafatımı, senin de cezanı Allah verecektir.
Tertemiz olan Muhammed'i (a.s.m.) hicvettiniz,
Ahlakı ancak vefakarlık olan Allah Rasulü'nü.
Şunu iyi bilin ki, babam, dedem ve bütün şerefim,
Muhammed'in (a.s.m.) şerefini sizden korumaya hazırdır.
Eğer toz duman içinde onları size
Saldırırken görmezsem, bir tek çocuğum olsun istemem.
Omuzlarında kanınıza susamış oklar bulunduğu halde,
Atlarımız kan ter içinde kalırlar ve nihayet kadınlarımız
Başörtüleri ile terlerini silerler.
Eğer bırakırsanız umremizi yaparız.
Anlaşma olur ve sıkıntı da sona erer.
Yoksa bir savaş gününe kadar sabredin ki,
O gün Allah dilediğini muzaffer edecektir.
Allah şöyle buyurur: "Bir kulumu gönderdim ki,
O ancak, apaçık bir gerçekten söz eder.
Onun sözlerinde hiçbir gizlilik yoktur."
Yine Allah şöyle buyurur: "Bir ordu hazırladım ki, şiarı düşmanla karşılaşmak olan Ensardır. Bizler için Kureyş' ten her gün ya sövmek, ya savaş veyahut hiciv vardır.
İçinizden birinin Allah Rasulü'nü hicvetmesiyle, övmesi arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü Allah' ın elçisi Cebrail bizimledir.
Ruhü'l-Kudüs' e kimse karşı koyamaz.
Aişe şöyle der: "Bu hiciv üzerine Rasulullah' (a.s.m.) şöyle buyurmuştu:
"Hassan onları hicvettiği zaman, hem kendi gönlü rahat etti, hem de mü'minlerin gönlünü ferahlandırdı."
(Müslim, Fezailü's-Sahabe: 157.)
608-
Aişe (r.anha) rivayet ediyor:
Uhud Savaşı'nda müşrikler büyük bir bozguna uğramışlardı. İblis bir ara, "Ey Allah'ın kulları , arkanıza dikkat edin" diye bağırdı. Bunun üzerine öndekiler geri döndü ve savaş meydanı birdenbire karışıverdi. Huzeyfe bir de baktı ki, yanlışlıkla babasına vuruyorlar.
"Ey Allah'ın kulları, o babamdır. Dikkat edin" diye bağırdı. Fakat arkadaşları farkına varmadan babasını şehit ettiler. Bunun üzerine Huzeyfe, "Allah sizi affetsin" dedi.
Urve der ki: "Allah'a yemin ederim ki, Huzeyfe vefat edip Rabbine kavuşuncaya kadar, babasını yanlışlıkla öldüren arkadaşlarına karşı hiçbir kızgınlık duymadı. "
(Buhari, Menakıbü ' l-Ensar: 22; Meğazl: 18.)
609-
Abdullah bin Amr bin As (r.a.) Rasulullah''ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Ebu Zer' den daha doğru sözlü bir adamı yeryüzü taşımamış ve gökyüzü gölgelememiştir."
(İbn Mace, Mukaddime: 11.)
610-
Ömer bin Hattab (r.a.) Rasulullah''ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Tabiinin en hayırlısı Uveys' <lir. Onun bir de annesi vardır. Vücudunda beyazlıklar vardır, ona uğrarsanız söyleyin, sizin için dua etsin."
(Müslim, Fezail-i Sahabe: 224.)
611-
Enes bin Malik' den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulullah' (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Her ümmetin bir emini, itimat edip güvendiği bir adamı vardır. Ey ümmet! Bizim de eminimiz, Ebu Ubeyde bin Cerrah'tır."
(Buhari, Fezail-i Sahabe: 53; Tirmizî, Menakıb : 33; İbn Mace, Mukaddime: 11 .)
612-
Ebu Hüreyre'nin (r.a.) rivayetine göre Rasulullah' (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Sana müjde veriyorum, ey Ammar! Zalim bir topluluk tarafından şehit edileceksin."
(Müslim, Fiten: 72; Tirmizî, Menakıb: 35.)
613-
Zeyd bin Eslem babasından rivayet ediyor:
Ömer (r.a.) ganimet taksiminde Üsame bin Zeyd'e üç bin beş yüz, kendi oğlu Abdullah'a ise üç bin dirhem vermişti. Bunun üzerine Abdullah, babası Ömer' e, "Üsame'ye ne diye fazla verdin? O benden daha çok cihada katılmamıştır ki" dedi.
.. Ömer de (r.a.), "Çünkü Rasulullah' Zeyd'i senin babandan; Zeyd'in oğlu Usame'yi de senden daha çok severdi. İşte bunun için Üsame'yi benim sevgili oğluma tercih ettim" diye cevap verdi.
(Tirmizî, Menakıb: 40.)
614-
Aişe (r.anha) Rasulullah''ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Ammar, her ne zaman iki işten birisini seçmek durumunda kalsa, bunlardan doğruya en yakın ve sağlam olanını seçerdi."
(Tirmizî, Menakıb: 35.)
615-
İbn Ömer (r.a.) rivayet ediyor:
Rasulullah' (a.s.m.) bir ordu hazırlamış ve başına da Üsame bin Zeyd'i kumandan tayin etmişti. Ancak bazıları onun kumandanlığını tenkid ettiler. Bunun üzerine Rasulullah' şöyle buyurdu:
"Siz şimdi Üsame'nin kumandanlığını tenkid ediyorsunuz. Daha önce de baba:ının kumandanlığını tenkid etmiştiniz. Allah hakkı için, babası kumandanlıga gerçekten laY.ık ve insanlar arasında da benim en çok sevdiklerimden birisi idi. Oğlu Usarne de, babasından sonra insanlar arasında en çok sevdiğim biridir."
(Buhari, Fezail-i Ashabü'n-Nebl: 17; Müslim, Fezail: 63; Tirrnizl, Menakıb: 40.)
616-
Ebu Musa (r.a.) şöyle der:
Biz Rasulullah''ın (a.s.m.) Sahabeleri olarak, manasını anlama hususunda sıkıntıya düştüğümüz hiçbir hadis yoktur ki, Aişe'ye soralım da bize 0 konuda bir bilgi vermesin."
(Tirmizi, Menakıb: 63.)
617-
İbn Abbas (r.a.) şöyle rivayet eder:
Rasulullah' (a.s.m.) beni kucakladı ve şöyle dua etti:
"Allahım ona hikmeti öğret. "
(Tirmizî, Menakıb : 43.)
618-
Aişe (r.anha) rivayet ediyor:
İnsanlar Rasulullah''a (a.s.m.) hediye vermek için, onun Aişe'nin yanında geçirdiği günleri araştırırlardı. Bunun üzerine Hz. Peygamber'in (a.s.m.) diğer hanımları toplanıp Ümmü Seleme'nin yanına gittiler ve "Ey Ümmü Seleme! Vallahi insanlar hediyelerini takdim etmek için Rasulullah'' ın, Aişe' nin Yanında kaldığı günü seçiyor ve o gün vermeye çalışıyorlar. Aişe güzel şeyler istediği gibi, biz de isteriz. Peygamber' e söyle ki, insanlara söylesin de böyle ayırım yapmaktan vazgeçsinler ve Peygamber (a.s.m.) hangi hanımının yanında bulunursa bulunsun, hediyelerini o gün versinler" dediler.
Ümmü Seleme (r.a.) der ki, "Hz. Peygamber'in (a.s.m.) nöbeti gelince ben bu durumu kendilerine söyledim. Cevap vermeksizin benden yüzünü çevirdi. İkinci defa söyledim, yine benden yüzünü çevirdi. Üçüncü defa söylediğim zaman, bana şöyle dedi:
'"Ey Ümmü Seleme! Aişe konusunda beni üzmeyin. Vallahi, kendisi ile bir arada bulunduğum hanımlarım arasında, Aişe'nin dışında birisinin yanında bana vahiy inmedi."
(Buhari, Fezfül-i Sahabe: 30; Tirmizî, Menakıb: 63; Müslim, Fezfül-i Sahabe: 82.)
619-
Enes'in (r.a.) rivayetine göre Rasulullah' (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Dünya kadınlarının en hayırlısı olarak İmran' ın kızı Meryem, Hüveylid' in kızı Hatice, Muhammed'in kızı Fatıma ve Firavun'un hanımı Asiye size yeter."
(Tirmizî, Menakıb: 62.)
620-
Abdullah İbn Mes'Gd (r.a.) şöyle rivayet eder:
Rasulullah'ın (a.s.m.) huzurunda yetmiş kadar sure okumuşumdur. Muhammed'in (a.s.m.) Sahabeleri, benim, aralarında Allah'ın kitabını en iyi bilen birisi olduğumu bilirdi. Eğer, Allah'ın kitabını benden daha iyi bilen birisi bulunduğunu bilseydim, şüphesiz, ona gider ders alırdım."
Ravi Şak1k şöyle der: "İbn Mes'Gd bunları söylediği sırada ben de Rasulullah' ' ın Sahabelerinin arasında bulunuyordum. Hiçbir kimsenin onun konuşmasına itiraz ettiğini ve onu bu sözlerinden dolayı tenkid ettiklerini işitmedim."
(Müslim, Fezail-i Sahabe: 114.)
621-
Hz. Ali (r.a.) Rasulullah'tan (a.s.m.) şöyle işittiğini rivayet ediyor:
"Kendi zamanında dünyanın en hayırlı kadını İmran'ın kızı Meryem; ümmetin kadınları içinde en hayırlı olanı da Hüveylid'in kızı Hatice'dir."
(Müslim, Fezfül-i Sahabe: 69; Tirmizî, Menakıb : 62.)
622-
Enes bin Malik'in (r.a.) rivayetine göre Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
Ümmetime karşı en merhametlisi Ebu Bekir; Allah'ın emirlerine sıkı sıkıya bağlı olanı Ömer; hayaya en çok riayet edeni Osman; Allah' ın kitabını en iyi okuyanı Übeyy bin Ka'b; miras ilmini en iyi bileni Zeyd bin Sabit; helal ve haramı en iyi bileni de Muaz bin Cebel' dir." Bir rivayette de, "Hüküm ve fetvayı en iyi bileni de Hz. Ali'dir" ilavesi vardır.
(Tirmizî, Menakıb: 33.)
623-
Aişe (r.anha) Rasulullah''ın (a.s.m.) hanımlarına hitaben şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Aranızdan , vefat ederek, bana en önce kavuşacak olanınız, eli en uzun olanınızdır. "
Bunun üzerine onlar, hangisinin eli daha uzundur diye ölçmeye başladılar. Aramızda eli uzun olan Zeynep'ti. Çünkü o el işi yapar ve kazancından da çok sadaka verirdi.
(Müslim, Fezail-i Sahabe: 101.)
624-
Enes (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Ebu Bekir ile Abbas, Ensardan bir topluluğa uğramışlardı. Ağlıyorlardı. Onlara niçin ağladıklarını sordular.
"Peygamber'in (a.s.m.) bizlerle oturup sohbet ettiğini hatırladık ve onu kaybedeceğimizden korktuğumuz için ağlıyoruz" dediler.
Bunun üzerine Ebu Bekir (yahut Abbas), Peygamber'in (a.s.m.) yanına girip Ensarın ağlayışını haber verdi.
Hz. Peygamber (a.s.m.), bunun üzerine, hırkasının bir kenarı ile başını sarmış olduğu halde odasından mescide geldi ve minbere çıktı. Bu minbere son çıkışı olmuştu. Allah'a hamdüsena ettikten sonra şöyle buyurdu:
"Size Ensara sahip çıkmanızı, onlara ehemmiyet vermenizi tavsiye ederim. Çünkü onlar benim sırdaşlarım ve güvenilen cemaatimdir. Onlar üzerlerine düşeni layıkıyla yerine getirdiler. Bunun karşılığında cennete nail olmaları kalmıştır. İyiliklerini güzel karşılayın ve kusurlarını da bağışlayın."
(Buhari, Menakıbü'l-Ensar: 11.)
625-
Enes bin Malik (r.a.) rivayet ediyor:
Sa'd bin Muaz'ın cenazesini götürürken, münafıklar, "Ne de hafif bir cenaze" diyerek alaya almışlardı. Münafıkların bu sözü söylemesinin sebebi, Said'in Beni Kureyza hakkında vermiş olduğu hükmü idi. Bu sözler Hz. Peygamber' e ulaştığında şöyle buyurmuştu:
"Şüphesiz ki onun cenazesini melekler taşıyordu."
(Tirmizî, Menakıb: 51.)
626-
Cabir (r.a.) rivayet ediyor:
Uhud Savaşında, babam öldürülmüş ve düşman tarafından burnu ve kulakları kesilmiş bir durumda Hz. Peygamber'in (a.s.m.) önüne getirilmişti. Ben babamın yüzünden örtüyü kaldırıp ağlamaya başladım. Sahabeler ise benim ağlamama mani olmaya çalışıyorlardı. Fakat Hz. Peygamber (a.s.m.) engel olmuyordu. Arnr'ın kızı Fatıma, yani Cabir' in halası gelmişti. O da ağlıyordu. Rasulullah' (a.s.m.) şöyle buyurdu:
"Sen ağlasan da, ağlamasan da onun cenazesini kaldırıncaya kadar melekler kanatlarıyla ona gölge yapacaklardır."
(Buhari, Meğazi: 26; Müslim, Fezailü's-Sahabe: 129.)
627-
Ebu Hüreyre (r.a.) şöyle rivayet eder:
Diyorlar ki, "Ebu Hüreyre çok hadis rivayet ediyor." Ben bu hususta ancak Allah'a karşı mes'ulüm. Yine diyorlar ki, "Ne diye Muhacirler ve Ensar onun gibi hadis rivayet etmiyor?" Bu durumun sebebini size anlatayım:
Ensar kardeşlerim arazi ile Muhacir kardeşlerim de çarşıda ticaretle meşgüldüler. Ben ise karın tokluğuna razı olup Rasulullah''ın (a.s.m.) meclisinden ayrılmıyordum. Onların bulunmadığı zamanlarda ben Rasulullah' ' ın yanında bulunuyor, onların unuttuklarını ben hafızamda tutuyordum. Bir gün Rasulullah' (a.s.m.) şöyle buyurmuştu:
"Kim elbisesini yayıp, benim sözlerimi dinler ve sonra elbisesini göğsüne toplarsa artık o benden işittiği hiçbir şeyi unutmayacaktır." Ben de üstümdeki elbiseyi yere yaydım. Hz. Peygamber (a.s.m.) sözünü bitirince toplayıp göğsüme kaldırdım. O günden sonra Peygamber'in (a.s.m.) bana söylediği hiçbir şeyi unutmadım. Eğer Allah'ın kitabında inzal buyurduğu şu iki ayet [Bakara Suresi, 159-160, 173] olmasaydı ben asla hadis rivayet etmezdim.
(Müslim, Fezail-i Sahabe: 160.)
628-
Enes bin Malik (r.a.) rivayet etmiştir:
Uhud Savaşı ' nda, insanlar bozguna uğrayıp Hz. Peygamber'in (a.s.m.) çevresinden dağıldıkları zaman Ebu Talha Hz. Peygamber'in (a.s.m.) önünde kalkanıydı ve onu korumaktaydı. Sert ve hızlı ok atmada çok ustaydı. O gün elinde iki veya üç yay kırıldı. Yanında ok torbası ile geçen herkese Hz. Peygamber (a.s.m.), "Torbandaki okları boşalt da Ebu Talha atsın " derdi. Peygamber (a.s.m.) düşmana baktığında Ebu Talha hemen, "Anam babam sana feda olsun, ey Allah'ın Rasulü! Siz yerinizde durun. Düşman oklarından biri isabet etmesin. İşte göğsüm size siperdir" derdi. Bu sırada Ebu Talha'nın kılıcı iki üç defa elinden düşmüştü.
(Buhari, Menakıbü' l-Ensar: 18; Müslim, Cihad: 136.)
629-
Cabir (r.a.) Rasulullah' ' ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Bedir ve Hudeybiye'de bulunanlar, asla cehenneme girmezler."
(Fethü'r-Rabban1: 22. s. 193. h. no: 74.)
630-
Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Annem müşrik iken onu sık sık İslam'a girmeye davet ederdim. Bir defasında yine kendisini İslam'a davet etmiştim. Rasulullah' (a.s.m.) hakkında hoşlanmadığım kötü şeyler söyledi. Hemen kalkıp ağlayarak Rasulullah' ' ın huzuruna geldim.
Dedim ki, "Ya Rasulallah! Annemi devamlı olarak Müslüman olmaya davet ederdim. O da diretirdi. Bu gün onu tekrar İslam'a davet ettim. Fakat sizin hakkınızda hoşlanmadığım şeyler söyledi. Ne olur, onun hidayete erişmesi için dua ediverin."
Bunun üzerine Rasulullah' (a.s.m.), "Ya Rabbi, Ebu Hüreyre'nin annesine hidayet nasip et" diye dua etti. Rasulullah''ın (a.s.m.) bu duasına sevinerek hemen dışarı çıktım. Evimizin kapısına gelince, ayak seslerimi işiten annem, "Ey Ebu Hüreyre, olduğun yerde kal, bekle" dedi. Bu sırada evden su sesi işitmiştim.
Annem benim geldiğimi anlayınca hemen gusül abdesti almış , uzun elbisesini giymiş ve acele ile başörtüsünü unutmuştu. Kapıyı o şekilde açtı. Sonra da "Allah'tan başka ilah olmadığına Muhammed'in Allah ' ın kulu ve Rasulü olduğuna şehadet ederim" diyerek şehadet getirdi. Hemen Peygamber'in (a.s.m.) yanına koştum. Sevincimden ağlıyordum. "Ya Rasulallah, müjde, Allah duanızı kabul etti ve Ebu Hüreyre'nin annesini hidayete eriştirdi" dedim.
Rasulullah' da (a.s.m.) Allah'a hamd Ü sena etti ve "İnşaallah hayırdır" dedi. Ben de, "Ey Allah'ın Rasulü! Allah'a dua et ki, beni ve annemi mü'min kullarına sevdirsin" dedim.
Rasulullah' (a.s.m.), "Ey Allahım, şu kulcağızı ve annesini mü'min kullarına sevdir. Mü'minleri de onlara sevdir" diye dua etti. Bundan sonra beni işitip, görüp de sevmeyen bir mü'min olmadı.
(Müslim, Fezail-i Sahabe: 158; Müsned, 2:320.)
631-
Esma binti Yezid (r.a.) dvayet ediyor:
Rasulullah' (a.s.m.) , "Size en hayırlılarınızı söyleyeyim mi? buyurmuştu . "Buyur, söyle ya Rasulallah!" dediler. Rasulullah' (a.s m.) , "Sizin en hayırlılarınız, görüldüğünde Allah ' ı hatırlatan kimselerdir" buyurdu.
(İbn Mace, Zühd: 4.)
632-
Bera (r.a.) rivayet etmiştir:
Rasulullah''ın (a.s.m.) Hassan bin Sabit'e şöyle dediğini işittim:
"Sen müşrikleri (şiirinle) hicvet (yahut) onların hicivlerine karşılık ver. Cebrail seninle beraberdir."
(Müslim, Fezail-i Sahabe: 153.)
633-
Enes bin Malik (r.a.) rivayet ediyor:
Annem beni başörtüsünün yarısıyla vücudumun üst tarafını , yarısıyla da alt tarafını sarmış olarak Rasulullah''a (a.s.m.) götürmüştü.
"Ey Allah'ın Rasulü, benim oğlum Enesciğimdir. Onu sana hizmet etmesi için getirdim. Onun için dua eder misin?" dedi. Rasulullah' da (a.s.m.) , "Allahım, onun malını ve evladını çoğalt" diye dua etti.
Enes (r.a.) der ki: "Allah'a yemin ederim ki, bugün malım çoktur, çocuk ve torunlarımın sayısı da yüzü geçmektedir."
(Müslim, Fezailü's-Sahabe: 143; Tirmizî, Menakıb: 46.)
634-
Ebu Hüreyre'nin (r.a.) rivayetine göre Rasulullah' (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
"Şüphesiz ki, Allah, bu ümmete her yüz senede, dinini yeniden ihya edip canlandıran (zamanın şartlarına göre takdim eden) birisini gönderir."
(Ebu Davud, Melahim: 10.)
|
Kütübü Sitte'den Seçme Hadisler |
|
Cemal Uşşak |
|
Bölüm 8 - Peygamberimizin (a.s.m.) ve Sahabelerinin Faziletleri |
|
Kütübü Sitte'den Seçme Hadisler |
|
Cemal Uşşak |
|
Bölüm 8 - Peygamberimizin (a.s.m.) ve Sahabelerinin Faziletleri |